17 Eylül 2009 Perşembe

yaz bitti


yazın bittiği her yerde söylenir

söylenmeyen şeyler kalır geriye

ve sonra hiçbir şey olmamış gibi

ağır, usul bir hazırlık başlar

uykuya başlar yeni bir mevsime

orda burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında

incelen yazın akşam esintilerinde

zaman usulca sıyrılır aramızdan

ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini

başka ne gelir elimizden

büyük bir uzaklığa gülümseyerek

geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri

yatıştırıcı rüzgârlar

dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını

saklar bizi

gözlerimizdeki hüzne "dinginlik" adını verir"seni iyi gördüm" diyenler

biz de iyi hissederiz kendimizi

elimizden başka ne gelir ki
köşe başları, akşamüstleri, kokular

tozar gider zamanın boşluğunda

karışır anların kuytu belleğine

belki sonraları bir gün

hatırlanır aynı kederle

yazın bittiği her yerde söylenir

söyleyenler inanır gerçekten birşeylerin bittiğine

yaz biter

eskir geceler, serin hüzünlü

yeni mevsime hazırlık ömrün teğel yerleri

bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri

çıkarır sizi dalgın derinliğinizden

yaşadığınızı duyarsanız teninizde

bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz

sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları

ahşap pancurları

yaz bitti

bitmeyen şeyler kaldı geride

yaz bitti

yaz bitti

yüksek sesle söylüyorum bunu kendime

her yerde söylendiği gibi

yaz bitti

yaz bitti

hiçbir şey hiçbir şey

hiçbir şey

yalnızca üşüyorum şimdi


m.m

16 Eylül 2009 Çarşamba

canım sıkıntı sınırı



aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor, işte yetkin eşitlik... her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.
n.m

homo homini lupus

kadir gecesi,kandil
hani hepimizi buluşturan ,inananı inamayanı murada çağıran kandil...
komşusu açken ,tok yatamayanlar eskide kaldı,kendi evladını bırakıyor el kapısına insanlar da dönüp bakmıyor.yolda düşmeye görün ,kimse elinizi tutmuyor.korkar olduk insan oluşumuzdan,geceleri kapımıza taktığımız kilitlere güvenemez olduk.yolda birbirimize selam vermeden yürür olduk.kötüydü,dayanılmazdı,zamanla alıştık unuttuk.en kötü günler anma günlerinde hatırlanan günlere dönüştü,o günler dövündük,ertesi gün güldük ,hayat dedik.ateş hep düştüğü yeri yaktı,bizim için ana haber olarak kaldı.
en son,az ötede birilerinin anası,babası,kardeşi,evladı çamur ve su deryasına kapılmış,ölmüş bedenlerinin üstünde çarşafla ambulans beklerken ,üç parça mal için kavga ettik ve insanlığımızdan vazgeçtik.

rabbim,
sana sığındık,bağışla hepimizi...