27 Eylül 2009 Pazar

taşın huzuru




orada uyudu öylece.
gözlerine kara bir fular çekti ve taşın huzurunu istedi taşlardan.
duvardaki ağzı açık kartallara ve dili olmayan dişsiz kurtlara baktı.
ve çatıya çevirdi başını.
çatıda gizlenen eski ay.
güneşi tanıyan.
onu bırakıp bırakmayacağımı sordu.
bin yıl.
aynı gün, aynı uyku.
tanrının gölgesi kavuştuğunda,
yeryüzü tarafından uyandırılır insan.
boş vaftiz kabına eğilip,
göğsüne sürdü parmaklarını.
yemin etmemeli.
dünya uyanıyor.
şilan ağaçlarının ardından uzuyor ışığı kâinatın.
ve ben dönüyorum.
yola.
sabah bir şiire.
dünya kımıldatıyor kanımı
ve gördüğüm her şey için hesap soruyor benden.


b.m

sizden hiçbir zaman anlamanızı istemedim yalnızca duyumsamanızı istiyorum





her duygu, her hareket, her bedensel rahatsızlık, kullandığım her sözcük için büyük bir depo dolusu açıklamam var. insan anlayışla başını eğiyor. böyle olması gerekliydi: gene de bu yaşam uçurumunda boylu boyunca düşüyorum. bu uçurum bir gerçek, ayrıca da dipsiz. insan bu taşlı derede ya da suyun yüzünde kendini öldüremiyor bile.


anne, sana sesleniyorum, her zaman yaptığım gibi. ateşim olduğu geceler, okuldan döndüğüm zaman. geceleri, arkamdan beni kovalayan bir hayaletle hastanenin parkında koştuğum zaman. farö’deki o yağmurlu öğleden sonra seni tutmak için elimi uzattığım zaman. bilmiyorum. hiçbir şey bilmiyorum. bu başımıza gelenler nedir? bununla baş edemeyeceğiz. yanaklarım yanıyor ve birisinin uluduğunu duyuyorum, sanıyorum ben kendim uluyorum.


b.

26 Eylül 2009 Cumartesi

şu an,şimdi

içi boşaltılmış bir kum saati gibiyim
ne tarafa çevrilsem zamanı göstermem imkansız