11 Kasım 2009 Çarşamba

beş kanto - I

st.valentine's day
yeni bir tasarımı hevesle denerken
yelkovana kendini astı acemi bir örümcek
buğulu camın rafında yavaşça ölen begonya
üşüdü, biraz ürperdi,bir yaprağını daha döktü.
akşam yağan kar çoktan çamura dönmüştü
derken, durmuştu sanki, bir saatin kalbi
tiktakların boşalttığı mekanda şimdi,
öylesine sallanıyordu zaman.
"biraz düşünmek istiyorum"
"biraz düşünmek"
"uzak herkese...
uzaktan..."
(...)
"düşünmek... biraz... tek başıma...
"sure. why not?"
pıhtılaşmaya başlamıştı çay.ödünç alımıştı 'flat'.
-tam ortasındaydı hiçbiryerin-
bulutların elinden kurtulan tek bir ışık hüzmesi
kırılarak kirli camında pencerenin,
sigara dumanlarının yorgun kareografisine sığındı
ve hemen tükendi,
bir afşar-kilimin labirent gibi uzayan motiflerini
bir süredir konuşmadan seyreden kadın ve erkeği
camın aynasında yakaladıktan sonra...
beynini yerine yerleştirdi yeniden biri
itinayla -ama isteksizce- kafatasının kapağını örttü.
öbürü,
gözlerinin tenha bir köşesine çekildi
nedense,
üzerinden bir yük kalakmış gibi değildi.
tam o sırada ... odanın
naftalin koktuğunu fark ettiler
hafif bir homurtu yaklaşıyordu.biraz titredi
tahta zemin,
bardaktaki su
derinlerde bir yerde
uzun karanlık bir tünele girdi 2.30 metrosu
e.y

10 Kasım 2009 Salı

BENİM NACİZ VÜCUDUM ELBET BİRGÜN TOPRAK OLACAKTIR AMA TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET PAYİDAR KACAKTIR



Küçükken en istediğim şey Atatürk’e bir kez sarılmaktı. O sadece lider olarak öğretilmiyordu bize, o içimizden biriydi ve çocuk yüreklerimizde o kadar iyi kazınmıştı ki, her On Kasım da hıçkırıklarla ağlar ve neden yaşamıyor derdik annelerimize. ATAM sen kalk da ben yatam dediğimizde bunu canı gönülden isterdik.Ortaokulda, lisede On Kasımda ağlamayan tek çocuk olmazdı. Çok kanallı yayın dönemine geçilmemişti ve milletçe tek yürek olur, kaybımızın büyüklüğünü hissederdik.5 yaşında olup da Atamın sesini bilmeyen çocuk yoktu.O sesi dedemizin , babamızın sesi gibi bilirdik. Bugün bir resmini gördüğümüzde gözlerimizin dolmasına sebeb olan bu gurur ve kayıptır.
Şimdi televizyona bakıyorum, hayat olduğu gibi devam ediyor, ekranın kenarında bayrağımız ve Atamın resmi , ismini bilmediğim bir şarkıcı hoplayıp zıplıyor..Şimdi çocuklarımızın beynine kazınmaya çalışılan sadece bu olsa da biz o sesi bilerek büyüyenler, çocuklarımıza hergün anlatıyoruz, Atamızı ve onun bize kazandırdığı değerleri, bu ülke uğruna yapılan fedakarlıkları, bizi biz yapan herşeyin nasıl bir savaşla kazanıldığını, bayrağın şehitlerimizin kanı olduğunu öğretiyoruz.Bize unutturmaya çalışılan herşeye karşılık ATAM seni hiç unutmuyoruz.Bu ülkenin topraklarında yaşayan tek çatı insanları olan bizler hergün bu uğurda dökülen kana, fedakarlıklar yapılarak yoktan var edilen bir ülkenin mirasına sahip çıkıyoruz.


Kuzey: bizim liderimiz Atatürk’ün askerleri, silahaları ve tankı var, dedemden bile daha büyük
Serra: Atatürk ulusumuzun lideridir, vatanımızı kurtardı.
Duru: Atatürk bizim liderimizdir.
Derin deniz: düşmanları öldüren bizi kurtaran kişidir
Betül: Atatürk düşmanları ve kötüleri öldüren kişidir
Musab :Atatürk bizim koruyucumuzdur, bizi düşmanlardan korur.
Yiğit: Atatürk bizim liderimizdir.
Ayşe: Atatürk bizi düşmanlardan kurtardı
Ayşe: Atatürk bizim Cumhuriyetimizdir
Nehir:Atatürk bizim başkanımızdır.
Yiğit Kaya:Atatürk bizi düşmanlardan koruyor, Atatürk en güçlü birisi.


Bunlar geleceğimiz olan dört yaşında çocukların sözleri, az önce dinledim, umut doldum.
Bugün kötü giden herşey aydınlığa çıkacak senin izinde.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

9 Kasım 2009 Pazartesi

boğulma




onunla eş bir kargıda sınanıyor göğsüm.
altın bir arabada göğe çekilen ben değilim.
ne de, kanatları var sanılan aşk.
suya dönen kalbin acısı.
yosunlu saç.
yılanla eşleşen varlık.

duygular, bir kapıdan geri döndüğünde gerçekleştirir ruhu.
günah yok. yanılmış bir kalp var.
sular bir şey hatırlatmadığında.
her renk kendi bahtıyla boğulacak.
b.m