Aşk diye hırpalıyoruz hayatlarımızı,onca tepişmeden sonra da hadi deyip rutin hayatımıza giriveriyoruz.Eee hani o aşkın yakıcı ,yıllara yayılmış öyküsü,hani sonsuza kadar var olacaktı aşkımız.Hani hep kapıdan gireR girmez öpüşecek,sevişecek ve yemeğin altını yakacaktık.Olmadı değil mi,adını hayat koyduk.Sadece seçimlerimizle değil ,bizm dışımız da da şekillenen hayatımız bize bazen oyunlar oynadı ve şimdi arıyoruz inatla ,bizim olmasını istediğimizi.
sevgilim hayat
yüzüme bak ve
yüzümü hırpala
yüzümü değiştir,
dağlı bir anlatım bırak
18 Mart 2009 Çarşamba
16 Mart 2009 Pazartesi
Ne...
rüzgârı acıtan doğu
yeter mi anlamama.
avunmak için
dörtlükler ve haritalar
topladım çantama taşlar biriktirdim
saçlarımı uzattım kahırla.
senden konuşan
o tuhaf kalabalığın ortasında
baktım dağ göllerinin derin uykusuna
görünen tüm yollara baktım gücüm yok
acıyan yaralarını sormaya
orada tanrının biliniyor kuşlar
kadınlar tanrının biliyor kuşları
ve soruyorlar ona
tanrım ne yaptık sana
kuşlarının kanatlarını mı kırdık
ne yaptık sana
tanrı sessiz
annem kadar sessiz
bakarak
neden bekliyorsunuz burada
diyordu kalanlara
ah sevgili ten!
neden bekliyorsun burada
alıp kokunu git
git o acı rüzgârın ardından.
b.m
elçi
Herşeyin bir şekli var ama sözler en güçlü silahımız,ne yaparsanız yapın cümlelerinizi kaybetmeyin!Kimisi fransızcadan etkileniyor,kimi rusçadan,gülmeyin ,elimde örnek var alenen.Bense cümlelerin büyüsüne kapılıyorum,hangi dilde olursa olsun tek bir cümle ile yıkılabilir bütün kalelerimi,tanrı elçiye zeval vermesin.
You can call me x,
You can call me y,
You can call me z,
You can come and try.
Come and try.
You can call me y,
You can call me z,
You can come and try.
Come and try.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
