21 Ocak 2011 Cuma

tonight we had change of the moon


"etrafımız ışıkla doluyor, gecenin gölgeleri ve hayaletleri, ağaçlar ve çalılar hala çiçekli ve bir kadının gözleri,  aşk ile dolu..." diyor yarısında yakaladığım şarkıda... ardından sibylle, tonight when I came home from work, hurt... diyor, şarabın bir damlası usulca düşüyor üstümdekine, endişelenmiyorum hayat diyorum...  tonight we had change of the moon diye sürüyor şarkı, perdelerin arasından bakarken ay... televizyondaki belgesele takılıyor gözüm, ay dünyadan günbegün  uzaklaşıyormuş. nereye gidiyorsun diyorum, dudaklarım kımıldamıyor. yaz geceleri sadece cırcır böcekleri konuşurken, gölgeleri yaratan mum yarısında. şu aklı saçlarına tutunup uçan gölge benim diyorum, tutuyorum gölgemin elini, duvarlarda kaybolmak için, sönmeden mum.



"geceleri,

sararan otların üzerine uzanıp

bir açıkhava sineması seyrettim

gökteki yıldızlardan

ve altını çizdiğim cümlelerle konuşturdum onları

uzaktan bir çağlayanın sesi karışıyordu

yıldızların mırıltılarına."

c.ç

20 Ocak 2011 Perşembe

like attracts like



( tıklayınca açılır youtube'nin kapısı )


telefon hala çalıyordu. ahizeyi kaldırıp, 'alo, ben kimim?' diye yanıtladım.

"alo, ben kimim" dedim. bu tuhaf sorumun karşı taraftaki kişinin üstünde yaratacağı etkiyi düşünerek gülümsedim. o andan itibaren, ahizeyi kaldırmak artık sıradan bir konuşmayı gerçekleştirmek için değil, tıpkı eski hacıların delphi'ye yaptığı gibi peygamberlere özgü ve macera dolu bir keşif yolculuğunu başlatacak, tapınağın tabanındaki yarıklardan yavaşça yükselen buhar kadar gizemli ve pythia ile görüşmek gibi baştan çıkarıcı bir macera olacaktı.

diğerleri sensin diye bağıran birine ne söylenebilirdi....
"alo, ben kimim" dedim. ben kimim, hattın diğer ucunda daima kendilerini bulacaklarını anlayan kişiler, böyle sorarlar!

" sen yaralısın, öyle dolusun ki, neredeyse taşma noktasındasın. ilerlemene izin ver , hafifliğin etkili olmasına ve algının diğer bölgelerine ilerlemesine izin ver."

"uyanık ve tetikte olan bir kişi, kararlılık ve sahte güvenlik kabuğu altında, hep aynı yaranın, hep aynı kederin gizlendiğini bilir ve ayrıca yara iyleşinceye ve izi kapanıncaya kadar müdahele etmekten  ve tedevi etmekten başka hiçbir yol olmadığını da bilir. kaçıp uzaklaşmaya çalışsa, bir münzevi gibi mağaraya çekilse, ya da bir keşiş gibi bir manastıra kapansa ve hertürlü telefondan ya da dünyayla olan bağlantılarından  uzaklşasa bile o yara, koruduğunu sandığı kabuk, onun hazırlıksız olduğunu yüzüne vurmak için, acı verir biçimde geri gelecektir. fakat sen, tüm sıradan insanlar gibi, artık o acıyı hissetmiyorsun, ya da hiçbirşey yokmuş gibi davranıyorsun."

sahi unuttuğum söz nedir?, inanmak görmek midir?
telefon hala çalıyordu. ahizeyi kaldırıp, 'alo, ben kimim?' diye yanıtladım.

18 Ocak 2011 Salı

love... thy will be done


...
 
benim ruhum nehirler kadar derin!

kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!



arı bir sessizlik duruyor

şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta

gövdenin demir çekirdeği

kalkan teninin altında

sana okunaksız bana saydam giz

içindeki uğultunun izini sürüyorum

bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini

harabeler diriliyor

heykeller tamamlanıyor

kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde

başka çağlara gidip geliyoruz

aşk tanrısı için

seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde

aşkın kaplan ve yılan düğümüyle



öpüyorum seni boynundaki yaradan

iniyorum kaynağına

aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor

dokunuşlarımın parıltısında

düğümlü mendilin, gümüş zincirin

sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler

çözülüyor avuçlarımda



tılsım tamamlanıyor

ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte

indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor

zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim

tılsım tamamlanıyor

dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle

sevgilim, oluyorsun

uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında

bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına

...
m.m