atilla ilhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atilla ilhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2010 Perşembe

güne not



(tıklayın & dinleyin)


bir omzuna almış sanki gökyüzünü

dudakları masmavi alsace lorrain

yüzü cermenlerin en eski hüznü

hölderlin bakıyor sisli gözlerinden

ellerini şöyle okşayacak oldum

duydum nabzının gök gürültüsünü

a.i

2 Kasım 2010 Salı

büyük istifham üzerinde



...

gözlerimi kapasam


gözlerimi kapasam

akşam

bir karanlığın dibinden gözlerin ağzıma bakıyorlar

ellerimi yüzümü yıldızlarla yıkayorum

saçların boynuma sarılıyorlar



gözlerimi kapasam

sen boylu boyunca yanıbaşımdasın

dişlerinin arasında bembeyaz bir nilüfer

alevleri bile öpebilirmiş gibi

güçlü ve gururlu ağzın

beni öptüğün zaman erkek seni öptüğüm zaman kadın

yanıbaşımdasın



gözlerimi kapasam

senin için bir mısra tasarlasam

bir renk düşünsem

başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem

çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını

kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını

bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse

sen ve ben günün yirmi dört saatını öldürsek

boğazlasak

ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa

sımsıcak ben senin kanına girsem

kalbine kurulup otursam



gözlerimi kapasam

rüzgârın kapıları derhal açılacak

dağbaşlarının temkinli sessizliğiyle sonsuzluğu dinleyeceğiz

kendimizi inkâr edeceğiz

hele inkârımızı büsbütün inkâr edeceğiz

bütün münkirler günde beş vakit bizi inkâr edecekler

bir kibrit aydınlığında çatılmış kaşlarını göreceğim

jiletle çizilmiş gibi keskin

ince

içimde kanlı bir ihtilâl kopacak

dudakların bir akşam üstü dudaklarıma değince

kadehim kırılacak

münkirlere müminlere küfredeceğim


*

iki elin kızıl kanda olsa




iki elin kızıl kanda olsa

sökülüp

salkım salkım leylekler gelirse ilkbahar olur

kül mavinin yanına kirli sarı gelirse

sonbahar

sen benim yanıma gelirsen

kıyamet olur

bir damla gözyaşı okyanus boşluklarını doldurur

senin gözyaşların beş kıtayı eritirler

hünerli ellerin yeni bir dünya yaratırlar

gözlerimden milyonlarca yıldız çoğaltırsın

milyonlarca defa bakabilmem için

geceleri sana bir saniyede

parmaklarımdan istifhamlar çoğaltırsın

her ağacın dalına bir istifham asarsın

ölüme mahkûm eder beni asarsın

ben tutar seni asarım

karanlıkta kalmış çocuklara döneriz

artık ben diye bir şey kalmamıştır

sen diye bir şey yoktur

hiç gelmemişe döneriz

korkarız



gözlerine baktığım zaman

sonsuzluğu görebilmeliyim

parmaklarım dudaklarında dolaşırken

sonsuzluğa dokunmalı

konuştuğun zaman

sonsuzluğun sesini dinlemeliyim

bir istifham gibi eğilip

seni bir istifham gibi öpmeliyim

elimden ne gelirse yapmalıyım

bir tevrat bir incil bırakmalıyım

beni bir dağ başına koymalılar

başıma bir dağ koymalılar

anama avradıma sövmeliler

sen duymalısın

iki elin kızıl kanda olsa

gelmelisin


*

sen olmadığın vakit




sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var

dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları

sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları

ve büyük yalnızlığım var

biliyorsun hani o

rüzgârın gözüne karanlık bir yelken gibi açtığım

içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım yalnızlığım



sen olmadığın vakit o denizde

şarabım tuzlu bir lezzet kazanıyor

avuçlarımda bir ateş yanıyor

bir çift insan gözü

hırsızı iti uğursuzu

köpek gözü toz ve toprak

bir kadeh quantro bir kadeh rom bir kadeh yağmur

avuçlarımda ve çırılçıplak

sen olmadığın vakit ben de olmuyorum



o denizde gördüğüm sen

benim için bir şarkı söyleyecektin

hazırdın gitarını bir çocuk gibi dizlerine yatırdın

kanada'lı üç tayfa tezgâhın içine girdiler

karanlık kıllı kollarıyla şarkının içine girdiler

kavga çıktı birbirinin çenesini kırdılar

o denizde gördüğüm sen

benim için bir şarkı söyleyecektin

ağlayacaktın

görecektim

sıradan bir şarkı söyleyecektin

kanada'lı tayfalar kahrolup öleceklerdi

ben de ölecektim


*

değil mi ki...




şehrin üstünde tozlu bir ay silkinmektedir

...


a.i




5 Mart 2010 Cuma

ben sana mecburum



ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum.

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun.

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun.

belki haziran da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.


a.i