eski bakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski bakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2011 Çarşamba

eski bakır


şiir yitir beni diye biter, üstelik şair başka bir şiirinde "uçurumsudur arayan insan.
yetinmez bulduğu ve olduğuyla.." der. ben yine de inanırım masallara, rüyaların gerçeliğine, hayata inanırım aynı anda, gülme sakın. bir gece yarısı fısıldayan yağmura, buluta, ay'a inanırım. rüzgarın uçurduğu yanından geçerken kimsenin önemsemediği çam dikenlerine inanırım mesela.bir de rüzgarda uçuşurken saçlarımız senin omuzlarımı tuttuğuna.


(tıklayın ve youtube de bulun kendinizi)




bir çığlığın içinde yakalıyorum seni

kaç kez istanbulsu,

parıldayan, ışıtan, yakan bir alev gibi.

üstünde uzun, pis, yalnız sokakların yağmuru..

odaların, merhabaların, gülücüklerin sıkıntısı

tramvayların, vapurların sıkıntısı

yitmiş aşkların, yitecek aşkların

aynı vazoların, aynı öğütlerin, aynı yasakların sıkıntısı.

yakalıyorum, öpüyorum, avutuyorum.

karanlık etini kemiriyor,

vaktimiz kısa,

düşlerimizi kolluyorlar durmadan

durmadan kovuşturuyorlar

mendilimi ıslatıp alnına koyduğum

suyundan içtiğimiz hayat çeşmeyi,

yalnız geceler boyu uzanan kadını bakırlarda

durmadan horluyorlar

geyiğim, saklım benim

bakma arkana, ne olur, aldırma

onulmazlığımızdan büyük yapılar kurduk

horlandıkça aşkımız, derya.

vaktimiz kısa,

karıncalara, rüzgarlara, sulara dokunmak

uyanan toprakları bilmek gerekiyor.

ormanlar görmüş dolunayın tılsımını

ağlamayı unutmadan

dövüşmeyi bilmek

tırnaklarınla tutunmayı bilmek gerekiyor

sağılandığımızı, kollandığımızı bilmek gerekiyor



kapa tunç, kapılarını gece

soğuktan, kırgın, parasız milyon kişi.

geyiğim, saklım benim,

ölüm dayanmadan kapıya

sev, öp, yitir beni