furuğ ferruhzad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
furuğ ferruhzad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2010 Cuma

bahçenin fethi



başımızın üstünden uçan

ve serseri bir bulutun karışık düşüncelerine dalan

ve sesi kısa bir mızrak gibi ufkun genişliğini aşıp giden

o karga


kente götürecek haberlerimizi


herkes biliyor

herkes biliyor

Sen ve ben o abus asık çehreli pencereden

bahçeyi gördük

ve elin ulaşamyacağı o oyunbaz daldan

kopardık elmayı



herkes korkuyor

herkes korkuyor ama sen ve ben

ulaştık ışığa, suya ve aynaya

ve korkmadık


ne pamuk ipliğiyle birleşmesi iki adın, söylemek istedigim

ne de bir buluşma yıpranmış bir defterin sayfalarında


benim bahtiyar saçlarımdır söz konusu olan

senin yanık kırmızı şakayık öpüşlerini taşıyan saçlarım

ve içtenliği tenimizin

çıplaklığımızın parıltısı

balık pulları gibi

tan ağarırken kaynaktan fışkıran


gümüş renkli  türküsüdür yaşamın



Biz ve  o yemyeşil akan ormanda

bir gece yaban tavşanlarından sorduk

ve kaygılı, soğukkanlı denizde

incilerle dolu istiridyelerden

ve o yapayalnız muzaffer dağda

genç kartallardan sorduk

ne yapmalıyız?


herkes biliyor

herkes biliyor

sessiz ve soğuk uykusuna ulaştık biz simurgların

gerçeği bahçede

adsız  bir çiçeğin utangaç bakışında

sınırsız bir anda bulduk

ve ölümsüzlüğü

iki güneşin birbirine bakıp daldığı anda


söylemek istediğim korkak fısıltılar değil karanlıkta

gündüzdür söz konusu olan ve ardına kadar açık pencereler

ve tertemiz hava

ve tüm yararsız şeylerin yanıp gittiği bir ocak

ve hertürlü ekinden daha verimli toprak

ve doğum, olgunluk ve gururdur.

kokunun, ışığın ve meltemin esintisiyle

bir köprü kuran

sevdalı ellerimizdir.


gecenin üstünde

 
kırlara gel

uçsuz bucaksız kırlara

ve fesleğenlerin nefesleri ardından çağır beni

eşini çağıran ceylan gibi

 
perdeler gizli hıçkırıklarla dolu

ve masum güvercinler

beyaz burçların yücelerinden
aşağı bakmaktalar.

f.f





(tıklayın & dinleyin)

15 Eylül 2010 Çarşamba

yeniden doğuş



tüm varlığım  karanlık bir ayettir benim
seni,
kendinde tekrarlayarak
yeşermenin ve çiçeklenmenin sonsuz gündoğumuna götürecek.

ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca, suya ve ateşe aşıladım!

hayat belki
bir kadının hergün filesiyle geçtiği uzun bir caddedir
hayat belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
hayat belki
okuldan dönen bir çocuktur,
hayat belki
belki,
iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır
ya da yoldan geçen bir yabancıya
şapkasını kaldırarak anlamsız bir gülümseyişle
"günaydın" diyen bir adamın
şaşkınca geçişidir karşı kaldırıma.

hayat
bakışlarımın senin gözbebeklerinde
kendini paramparça ettiği
o tutuklu andır belki
ve bakışımı
aydınlığın ve karanlığın algısıyla
karıştıracağım duygusu içindedir

yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
tek aşklık kalbim
kendi mutluluğunun yalın bahanelerine
saksıdaki çiçeklerin güzelce soluşuna
ve senin evimizin bahçesine diktiğin fidana
ve bir tek pencere için öten kanaryaların şarkısına
bakıyor.


ah..
budur benim payıma düşen,
budur payıma düşen benim
budur,

bir perdenin asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş bir merdivenden inmek
ve yalnızlık içinde yokolan birşeye ulaşmaktır
bana  düşen anılar bahçesinde hüzünle dolaşmaktır

ve "ellerini seviyorum"
diyen sesinin hüznünde ölmektir.


ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın arasında 
yumurtlayacaklar


küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarıma yıldız çiçeği yaprakları yapıştıracağım
çocukları bir zamanlar bana aşık
bir sokak var orada
aynı dağınık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
o çocuklar,
bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar

bir sokak var
kalbimin
çocukluğumun mahallelerinden çaldığı


zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak zamanın kuru çizgisini
bir aynaya misafir gidip dönen
bilinçli imgenin oylumuyla


ve işte böyledir,
birisi ölür
ve geride kalır diğeri
hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta
inci avlamayamaz

ben hüzünlü küçük bir peri biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahtadan bir neyde
usul usul çalan
küçük, hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve ağarırken gün bir öpücükle yeniden doğacak olan

f.f