metin altıok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
metin altıok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2012 Cumartesi

geceye not




(tık&tık)

özenle saklıyorum yüregimde

sana duydugum aşkı,

dört yanım kar içinde.
 
m.a

11 Ekim 2011 Salı

...



tenha bir eylül bahçesinde...

bir bardak konyak, kitap ve kahve

otururken dalmış kendi kendime,

güz rüzgârı geçiyor kitabımın içinden

ot kokan nefesiyle.



hızla çevirerek sayfalarını

savuruyor bütün harfleri

gözlerimin önünde,

koparıp kimbilir hangi sözlerden

irili ufaklı belki binlerce.



telâşla kapatıyorum kapağını kitabın

bastırıp üstüne elimle.

bakıyorum herşey yerliyerinde;

tenha bir eylül bahçesinde

bir bardak konyak, kitap ve kahve.

m.a

30 Eylül 2011 Cuma

bir yalnızlık işareti




bir cam gibi önünde


yüzümü elinle sil

hohlayarak üstüne

seyret boş bir sokağa

hüzünle yağışını yağmurun.

sonra kaplasın yavaşça

ılık buğusu soluğunun

yüzümü baştanbaşa.



ve bırakıp gittiğinde

bir küçük boşluk kalsın

alnını dayadığın yerde;

bir yalnızlık işareti

işleyen ta içime.

m.a

2 Temmuz 2011 Cumartesi

ama yine de umudumuz kalabalık.


uzandım usulca cigarama;

yavan ömrüme katık.

ben o gün öldüm gülüm,

bir daha ölmem artık.



*başlığa tıklandığında metin altıok'un son yazısını okumak mümkün....

1 Temmuz 2011 Cuma

yüzün


yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
acının bu solgun haritasında,
kendime yeni duraklar bulduğum.
ulaştığım ıssız dağ doruklarında
yüzün müdür hep sorular sorduğum,
bakışının titrek aydınlığında?

aslında ne bulunur bir gezginin yanında
kendi yüzünden başka,
hüzünle bileyen direncini.
bir suyun ürpermiş aynasında
apansız gözgöze geldiğim.
ayakları ayaklarıma bitişik
kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
bir bulup bir kaybettiğim
yani bir gezginin hep gittiği,
senin yüzün benim yüzüm değil mi




m.a

15 Ekim 2010 Cuma

ben üzre



...
ay dokundu omzuma irkildim.

göğün puslu balkonunda

birdenbire insanları özledim.

...

m.a

güne not



ölsem ayıptır, sussam tehlikeli;
çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli

m.a


(tıklayın & dinleyin)

sevda üzre



yıldızlı bir gece, ay da vardı;
sen gülümseyince
yüreğimde bir balık oynadı

dizinin üstünden sarkan elin,
çözülüp akacaktı neredeyse
su gibi uyarak eğimine yerin.

önceleri bir kuru daldım ama;
tuttum yapraklar açtım,
seni görünce dünyaya.

soğan kadar şirin sözlerin var;
sohbetimizde vazgeçilmez yerin.
daha da tatlanacaklar tuzla ovulsalar

saçlarımı taradım, toparladım ortalığı;
çay demledim senin için,
içimde bir terminal kalabalığı.

senin çıplak gövdene bakmak,
her seferinde apansız
karşıma çıkan bilmediğim bir sokak.

herkes tedirgin hazırlanırken kışa;
sevgilim biz bu yatakta seninle
ter içinde soluk soluğa.

...

kaktüse diken ve bir mühre benzeyen
yara izi yanağındaki,
ne çok yakışıyor yüzüne bilsen.


çıkarıp yavaşça yüreğimi göğsümden,
sildi bir lambanın isli şişesi gibi
yumuşak tülbentini geçirerek içinden.


göğü yıldız, yeri buz bir gecede;
sırtımda demirbaş battaniyem,
seni gördüm düşümde.


m.a

ne zaman geldim sana


bütün gece bir saat tıkır tıkır işledi

düşündüm bütün gece

kurulmuş bir saat gibi.

elimde seçkin bir sözcük demetiyle,

düşündüm gelip arasam seni.

bütün gece bir saat tıkır tıkır işledi



vakti anlamak güçtü, ama kulağımdaydı sesi

bir saat suyun dibinde,

kıvrımlar çizen yelkovanı akrebi.

duydum çaldı gecenin bir yerinde.

düş müydü, gerçek miydi?

vakti anlamak güçtü, ama kulağımdaydı sesi...


m.a

9 Eylül 2010 Perşembe

yüzün




eskimiş bir konsolun
çatlak aynasında durmadan,
bir buluttur mehtabı inatla kovalayan.
bir hüznü yansıtan alnının ortasında,
yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
acının bu solgun haritasında,
kendime yeni duraklar bulduğum.
ulaştığım ıssız dağ doruklarında
yüzün müdür hep sorular sorduğum,
bakışının titrek aydınlığında?


aslında ne bulunur bir gezginin yanında
kendi yüzünden başka,
hüzünle bileyen direncini.
bir suyun ürpermiş aynasında
apansız gözgöze geldiğim.
ayakları ayaklarıma bitişik
kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
bir bulup bir kaybettiğim

yani bir gezginin hep gittiği,
senin yüzün benim yüzüm değil mi?

m.a

11 Ağustos 2010 Çarşamba

geceye not



çıkarıp yavaşça yüreğimi göğsümden,

sildi bir lambanın isli şişesi gibi

yumuşak tülbentini geçirerek içinden
 
m.a

20 Mart 2010 Cumartesi

yerleşik yabancı

kiminin dikenleri vardır
katlanamaz üstüne.
hep dikine durur
delmemek için gövdesini.

kiminin yoktur bir tek kemiği,
doğrulamaz ayaklarının üstünde.
ona göre varsa yoksa kendisi,
dürülüdür ütülü bir mendil gibi

ben eğilmem gündüz ama
geceleri kanatırım kendimi

ben bir söz söylediğim zaman,
kendine küçük bir pıtrak edinir.
çok sürmez anlar başına geleceği,
çarşılarda pazarlarda ondan selam kesilir.

ben birini sevdiğim zaman
göğünü durmadan genişletir.
ama herkes rahattır kozasının içinde,
o sevgi artık kimsesizdir.

ölsem ayıptır, sussam tehlikeli
çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.


m.a

5 Haziran 2009 Cuma

dilek

su
ol

da

ak


ki

ak

la

beni

gün


saçlarımı taradım,

toparladım ortalığı;
çay demledim senin için,

içimde bir terminal kalabalığı.
m.a.