rainer maria rilke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rainer maria rilke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2011 Pazar

geceye not




yapraklar düşmede bilinmez nerden,

gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki

yapraklar düşmede gönülsüz

ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan

kaymada yalnızlığa

hepimiz düşmedeyiz, şu gördüğün el düşüyor

nereye baksan hep o düşüş

ama biri var ki bu düşenleri tutuyor yumuşak ve sonsuz.
 
r.

16 Ağustos 2010 Pazartesi



her melek korkunçtur. ve buna karşın, ne acı

şarkım yine sizlere, ey ruhun neredeyse ölümcül kuşları,

tanısa da sizleri. nerede artık tobias’ın yaşadığı günler,

parlayanlardan birinin basit bir evin kapısında durduğu?

biraz kılık değiştirimiş yolculuğa ve artık korkunç olmadığı.

(merakla dışarıya bakan gencin karşısında bir genç)

o büyük melek, o tehlike getiren şimdi yıldızların ardından

bir adım inip de aşağılara, çıksaydı şimdi karşımıza

çarpan kalbimiz parçalardı bizi. kimsiniz sizler?



ilk kusursuz yaratıklar, hilkatin gözdeleri,

tüm yaratılanların tan kızılı dağ dorukları,

çiçekler açan tanrı varlığının çiçek tozları,

ışığın eklemleri, geçitler, merdivenler, tahtlar,

öçlerden mekanlar, sevinç kalkanları,

fırtınalı coşkun duyguların kargaşası. ve herbiri birdenbire, birer

ayna : dışarı yansıttıkları kendi güzelliklerini

geri almaktalar kendi benliklerine



ya bizler, hissederek eriyip gidiyoruz. ah,

her soluk verişte biraz daha eksiliyoruz. korlaştıkça

güçsüzleşiyor dumanımız. söyleyebilir bize biri:

evet damarlarımdaki kan olmaktasın sen, bu oda, ilkbahar

dolmakta senle… neye yarar alıkoyamaz ki bizi,

onun içinde, onu saran mekanla birlikte yok oluruz. o güzel insanlar da yokolurlar.

kim alıkoyabilir ki? durmaksızın görüntüleri

beliriyor yüzlerinde ve ayrılıyor.sabah vakti otlardan ayrılan çiğ gibi

ayrılıyor bizden bizim olan da, sıcak bir yemekten yükselen

buğu sanki. o gülümseme nerede artık? o bakışlar:

kalbin yeni, sıcak ve kaybolan dalgası-;

ne acı:varolmaktayız buna karşın.tat katmadık mı

içinde eriyip gittiğimiz evrene bizler? melekler

yalnızca benliklerinden akıp gidenleri mi

geri almaktalar, yoksa bazen yanlışlıkla

bizlerin varlığının bir parçasını da mı? yoksa bizler de

karıştık mı onların yüz ifadelerine, yüzlerindeki belirsizlik gibi

hamile kadınların? farketmiyorlar bunu girdabında

kendilerine dönüşlerinin.(nasıl farketsinler ki zaten)



sevenler anlayabilseydiler bunu, gece vakti

büyülenmişçesine söyleşebilirlerdi aralarında. çünkü herşey görünmekte

bizi gizlermişçesine. bak, ağaçlar varolmaktalar; evler ki,

barındığımız içlerinde, varolmaya devam etmekteler.yalnızca bizler

akıp gidiyoruz herşeyin önünde, solurken alıp verilen havaymışcasına.

herşey birleşmiş adeta bizleri görmezlikten gelmeye. biraz

utancıyız onların belki, biraz da dile getirilemez ümitleri.



sevenler, sizlere, birbirlerine yetenlere

soruyorum bizleri. kavrıyorsunuz birbirinizi. kanıtlarınız var mı?

bakın, bazen öyle oluyor ki, kenetli ellerim

hissediyorlar birbirlerini ya da aşınmış yüzüm

sığınmakta aralarına. bu hissettirmekte bana biraz

varlığı. fakat kim cesaret edebilir ki, bu kadarıyla varolmaya?

fakat sizler, birbirinizin coşkusunda

büyüyen, biriniz bitkin, diğerine şöyle yalvarıncaya değin:

yeter artık -; sizler ellerinizle birbirinizin

daha da zenginleşmektesiniz, bereketli bağbozumları gibi;

sizlere, güçten düşenlere, diğeriniz güçlendikçe



sizlere soruyorum bizleri. biliyorum

mutlulukla dokunuyorsunuz birbirinize, okşayışlar koruduğu için

kaybolmadığı için sizlerin, ey şefkatliler, dokunduğunuz yerler;

hissettiğiniz için dokunarak salt akışı.

böylece neredeyse sonsuzluğu vaadetmektesiniz birbirinize,

kucaklaşarak. fakat ilk bakışların

korkunçluğuna dayanabilirseniz eğer, penceredeki özleme

ve ilk birlikte yürüyüşe, bir kez olsun bahçede:

ey sevenler, sevmekte misiniz hala? sizler

birleşince dudak dudağa ve başlayınca karışmaya-: içki içkiye:

eyvah, yitirmekte kendilerini içenler bu eylemde.



hayrete düşürmüyor mu sizi, attika stellerindeki çekingenlik

insan tavırlarının? sevgi ve veda değil miydi

omuzlarda hafifçe yüklenen? sanki bizlerden

farklı bir özden yapılmışçasına. elleri hatırlayınız,

güçle dolu olmasın karşın gövdenin, yumuşakça dokunan.

kendilerine hakim olanlar biliyorlar: o kadar uzak ki bize

birbirimize böyle dokunmak; daha güçlü

dokunurlar bize tanrılar. fakat bu onların bileceği iş.



bulabilseydik keşke, saf, sınırlı, dar,

insani, bize ait verimli bir toprak parçası

ırmak ve kıyılar arasında.çünkü aşmakta bizi kendi kalbimiz

tıpkı onlar gibi.ve ona artık bakamıyoruz.

bakamıyoruz kalbimizi yatıştıran görüntülere, daha da ötesi

tanrısal gövdelere, kendi sınırlarını bulmuş.


r.



çeviren;süha erga

11 Nisan 2010 Pazar

pazar



...
sen,
sevgili, daima hasretle seyrettiğim
bahçelersin sen. bir kır evinde
açık bir pencere - -, ve sen daha yeni
atmışsın adımını dışarı, dalgın düşünceli
karşılamak için beni. rastgele geçtiğim sokaklar,
sen onlarda az önce yürümüş ve gözden kaybolmuşsun.
ve bazen, bir dükkanda, aynalar hala sersemlemiş
olurlardı senin orada bulunmuş olmandan, irkilmiş
geri verirlerdi benim çok ani hayalimi. kim bilir? belki de
aynı kuş yankılanıyordu içimizden ikimizin de
ayrı ayrı, dün akşam.

r.

21 Ağustos 2009 Cuma

die neunte elegie


niçin, olabilirken,verilmiş o varlık süresini

böyle geçirmek,defne olarak,birazcık daha koyu

öteki yeşillerden ve küçük dalgalarla

her yaprak kıyısında(bir yelin gülümseyişi gibi)-:

öyleyse niçin insancıl olana zorlanmak--,niçin

kaçınarak yazgıdan ,yazgıyı özlemek ?...


...............................................hayır mutluluk var diye

değil,ivecen kazancı bir yakın yitirişin.

hayır,değil meraktan, ne de pekiştirmek için yüreği,

o, defnenin de olan...


çünkü çok şey burada oluş, çünkü burada herşey

bizi istiyor apaçık,o yitip giden,bize bir tuhaf

dokunan şey.bizi, hem de en çabuk yitenleri.bir kez

hepsi,yalnbız bir kez.bir kez, bir daha yok.ama bu,

bir kez bulunmuş olmak , birkezcik de olsa

yeryüzünde bulunmuş olmak,sanma geri alınabilir.


bizde canla başla girişiyoruz onu başamak için,

yalın ellerimize sığdırmak böyle,

bakışımıza dopdolu,dilsiz yüreğimize.

o olmak istiyoruz.-kime bağışlamalı? kendimize saklamak

en iyisi bırakmamak... ah, öbür varoluşa, yazık, öbür yana

ne götüreceğiz? ne seyrediş,burada yavaş yavaş

öğrenilen, ne de başka birşey,burada olmuş.hiçbir şey.

öyleyse acıları, en başta ağırlığı öyleyse,bu uzun

deneyimi sevginin,öyleyse hep

anlatılmaz şeyleri.ama sonra,

neye yarar, yıldızların altında:onlar daha bir anlatılmaz.

gezgin de getirmez ya dağın yamaçlarından


koyağa bir avuç toprak, o anlatılmaz şey herkesler için;

kazanılmış bir söz getirir ama, arık bir söz, sarı mavi

bir dağ çiçeği.belki buradayız biz:ev, demek için,

köprü, çeşme, kapı, testi, yemiş ağacı, pencere,-

en ötesi: kule, sütun... ama söylemek, anla,

öylesine söylemek ki, şeyler geçirmemiştir içlerinden

böyle olduklarını. o sır vermez toprağın

gizli hilesi değil mi zorlamak sevenleri

onların duyuşunda herşey, herşey kendinden geçsin diyerek?

eşik: iki even için

nedir, onlar da yaşlı eşiklerini azıcık

aşındırır, geçmişteki nicelerinden sonra

ve gelecek olanların önünde..., ağırlıksız.


burası işte anlatılır'ın çağı, burası yurdu onun.

konuş ve doğrula, herzamankinden daha çok

düşüp uzaklaşıyor yaşanacak ne varsa,

bir etkinlik çünkü onların yerine geçen şey,

imgeleri olmayan,- bağladığı kabuklar çatlıyor isteyerek,

o içeriden büyüyünce, başka türlü sınırlayınca kendini.

yüreğimiz dayanıyor çekiçler arasında,

dişlerin arasında nasıl

dayanırsa dil, o yine de

övgüsünden şaşmayan.


yeryüzünü öv meleğe, anlatılmaz'ı değil, onun yanında

bir eşsiz duyulmuş şeyle kabaramazsın; yenisin daha

onun derinden derine duyduğu bu evrende.öyleyse

göster, göster ona gösterişsiz olanı, soydan soya

biçimlenip, bizlerden biri olup yaşayanı elimizin altında,

.................................................................bakışımızda.

şeyleri söyle ona.daha bir şaşırıp kalsın, sen nasıl kaldıysan

roma' daki canbazın, nil kıyısındaki çömlekçinin önünde.

göster ona,ne denli mutlu olabilir bir şey, nasıl suçsuz ve bizim,


yakınan acı bile nasıl arık seçebilir öyle biçimli olmayı,

bir şey olarak iş görürü ya da ölür bir şeyde-, ve mutlu

kemanın ötesinde yiter.-bunları, bu göçerek yaşayanı

anla ki övebilesin; gelip geçici olanlar, kurtarıcı

bilip güvenenler bize,en geçici olanlara.

dönüştürelim isterler görünmez yüreğimizde onları

sonsuzcasına kendimize. kim olursak olalım en sonunda biz,


yeryüzü, bu değil mi istediğin: bir görünmez

uyanış içimizde?- kurduğun düş bu değil mi,

bir kez görünmez olmak?- yeryüzü! görünmez!

başkalaşım değilse ne, yüklediğin büyük ödev

yeryüzü, sevdiğim, istiyorum. inan,tüm baharların

gerekli değil beni kazanman için-,yalnız bir tanesi,

bir tanesi kanıma çok bile artık.

ben, adsız, seni seçtim kendime, çok uzaktan.

her zaman haklıydın sen, senin kutsal bulunuşundur

dostumuz ölüm.


bak, yaşıyorum işte. nerden ? ne çocukluk,

ne gelecek azalıyor... artmışcasına varlık

kanıyor yüreğimden.


r.