turgut uyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turgut uyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2011 Salı

...



çılgın!.. bir dağdan gelen ses!..

kimliği karışık. bir ölünün içindeyiz.

ellerim tükenirse ne güzel!..

kıyı adamlarına içki götürüyorum.



"bir köpeğe bir ağıt

bir kadına bir ağıt

bir kıyıya bir ağıt

bir doğu kentine bir ağıt

bir batı kentine bir ağıt

bir kantine bir ağıt."



coşkun süreç bütün bağışlamazlığını almış gidiyor.

su hazır.

herkes kendi azlığını almış gidiyor.

o trenler, uzun şeylerin aldandığı,

bir boşluğu betimleyen ey en güzel resim.

akşamımız kıyı alışverişlerinin en gözde malı.

bir çöl bitkisinin gövdesinde rahat buluyorum sırtımı

ölüme temiz değilim.



"bir gün bir şeyler aranırsa

bu benim korktuğumdur."



ah sonsuz düzen

nasıl da varsın...



"toprak kara ıslaktı. yakardık.

açılan çukuru gördük. derindi.

tabutu tuttuk. tahtaları koydular.

tabutu indirdik. ağladık.

toprağı ellerimizle attık. ağladık.

ölüyü gömdük."
 
t.u

1 Ağustos 2011 Pazartesi

dokunabilir mi yağmur....



gittim kitapçılarda gazeteleri, dergileri karıştırdım

kırmızı beyaz yollu tentelerin altına serilmiş

bir dergide bir şiir okudum sevdim, -insan öpmeli,

sevmeli, sonra bol sularla yıkanmalı diyordu.



t.u

7 Temmuz 2011 Perşembe

geceye not....



şarkıya tık tık...

"kalbimiz


yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu

tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.

kalbimiz

kalbimiz hızla gelişecek"
 
 
ve sonra


fizy'ye dulce pontes yazan y., bütün gece şarkılara ve " haziran, tekrar" diyen kitaba esir olur...

30 Nisan 2011 Cumartesi

durursa anlaşılır saaatin kaç olduğu



I.
durursa anlaşılır saatin kaç olduğu  

ürkek yürek bütün geçmişi kabulleniyor

ve kazmaların ve garların hiç uyumadığını

hiç uyumadığını alkolün

çiçeklerin ve tuzun

gemilerin ve çin'de ve büyük britanya'da ve

bilmem bu gerinmeler, bu büyük yürek çarpıntısı

bu sakallı adamlar dağlardaki

birden farkına vardığımız güzelliği dünyanın

güzelim

galiba sonundayız uykumuzun.

II.
benim vaktim bir terliğin vaktidir

onursuz. ayakta. ve kullanılan

ve fatih yangınında, ev yanarken

konsolun altından kaçırmış babam


ziller çalınır, ormanlar uğuldar, pencerelerde

kesik saçlı çocuklar bakışırlar ve

ateşle, anıyla, kedilerle. karmaşık ve

suyla geliştirmişti onu babam

ben bir zincirkıranım. eylemsiz

kışlara ve suikastlere yatkın yaradılışım

aşklara ve düzene ve dükkansızlığa ve

bir terzi kadar hırçınım bazan.

III.
içinde sizin de olduğunuz gece

sonsuz bir kaynaktır, çizgiye

köprüleri ayakta tutan güç ve

dükkanları işleten, gizlice

babaları onurlu kılan ve gizlice

ve anaları mutlu kılan gizlice

kompresörleri ve yolları uygulayan biribirine

adamları çıkaran koskoca iskelelere

nüfus sayımlarına, ateşböceklerine

suya ve ateşe doğru o gem almaz düşünce

ey o büyük düşünce!..

size bağlı değildir...

IV.
ben oturmaya geldiğimi sanırdım. hoş geldim.

ve istanbul dolaylarında, bir takım odalarda

güllerin ve ayazmaların ve savaşların

birbirine karıştığı. ceviz ağaçlarında

ve sanırdım saçların kendiliğinden

köpüren biralar gibi ağardığı

akşamüstleri

bulvar kahvelerinde.

geceyi kimlerin böldüğünü

uzun saçlı aldanışların böldüğünü

ve büyülü bayramların böldüğünü

çoğu zaman çiçeklerle ve

çoğu zaman gülücüklerle kutlanan


ve ben patlak gözlü mübaşirlerin

mutsuzluğunu sanırdım evlerinde

ve bazılarının sırf bu yüzden öldüğünü

ve kendi askerlerimiz

sınırlarda ve oralardayken

kaputları ve postalları kendiliğinden

sekiz düğmeli ve sırım bağlı sanırdım

ve çocuklar hiç umulmazken

hiç hiç umulmazken

yapılan bir şeydi gündüzümüz ve

gecemiz isteğimizce kullanılmazken

ve biz bir şeye katılırken.

yüzüm küçük, ufak, öyle sanırdım

dağlara sürerken yeşilliği ilkyaz

çocukların sakalları çıkmaya başlarken

bando mızıkalar çalınırken

her şeyin yapılmasına katılırdım

biraz hüzünlü, biraz şaşkın, biraz şen

her şeyin yapılmasına katıldığımı sanırdım.

sonra gece. sonra yanlışlığım. sonra alerji

yani kurdeşen.

t.u

2 Mart 2011 Çarşamba

sakinim bütün gece boyunca,başımı değişmeyen düşüme koyunca...




ilkin bir kadını kestiler soyup giysilerini

sonra kitapları yaktılar, suları kestiler

su bir ulusun özlemidir bu yüzden dağlara bakarlar

bir silâh olarak alınır satılır

ve ıslatır esirgemeden bir rençberin boğazını



oysa ay bir ateş gibi yağıyor

usul usul terliyor bir batık gemi

kan sızıyor bir halkın dinmeyen uğultusundan

ve eskiden bir şehire girdiğimi hatırlıyorum

bir şehire yerleştiğimi hatırlıyorum

rüzgârın eskittiği bir şemsiyeyle

suyun paslandırdığı bir silâhla

herkes gibi bir avuç bedenimle

yarım dirimler yarım ölümler taşıyarak

bir denizin altından

oldukça ağır bir denizin altından

ağzı tıkalı bir sürahi gibi

suyun yüzüne çıktığımı



şimdi artık neyi hatırlasam bir anı oluyor

örneğin bir adamın içkiye düşkünlüğünü

bir kadının sunuluşunu soyularak

kanım mı hatırlatıyor ben mi üflüyorum

gidip toparlıyorum bir yerlerden başkaldıran gölgemi



diyorumki ey batık gemi

artık kar yağıyor güvercinlere

sokak alışılmış düzenini sürdürüyor

harcayan kıllı elleriyle

sunak kan içinde, kan içinde sunak

alıp boyuyor gövdemizi



sokaktayım ve herkes alışkın

hatta bekliyor onu durmadan

bir soylunun serinleme alışkanlığıyla

bir ağustos akşamında

durmadan kurban, durmadan sunu

tükenmeyen açlığına düzenin

döğüşmeyi ve kanı hazırlıyor

aşkın son kertesini

onu, durmadan



şimdi ey eski gümüş, batık gemi, diyorum ki

her yerde seni hatırlıyorum durmadan

saat kaç olursa olsun, takvim ne derse desin

açlıkta, bir bıçağın kabzasında ve dağda

durmak istediğimi hatırlıyorum durmadan

itilirken ve dövülürken ve kovalanırken

güneş batarken ve doğarken

bir parmaklığa dayayıp ellerimi

durmak istediğimi hatırlıyorum durmadan

itilirken ve dövülürken ve kovalanırken

güneş batarken ve doğarken

bir parmaklığa dayayıp ellerimi

durmak istediğimi



sunak inceltir coğrafyasını

akşam bir dinginliğe benzer kendiliğinden



II.



dünyayı en çok sevdiğim zaman

her şeyi en çok unuttuğum zaman sanılır

çünkü kuşların güzle güneye gittiğine inanılır

oysa taş kırmanın ve otel inşa etmenin mevsimi yoktur

cepte tabanca da cigara paketi arar gibi aranır

adamoğlu hırçın bir kış gibidir

doğrusu hırçın bir kış niteliğindedir



birden akidesi parlayınca fosforun

dünyanın elbette sonu vardır

yani sunak temizlenir kandan

sunmanın önü alınır

en denize yatkın küreklerle

ustaca biçilmiş keresteler

ve usturlâpın en alâsı iskenderiyeden

ve haritanın en makbulu kanla yoklanan

sonu vardır



şimdi

bu böyle nasıl bir bahardır

bütün sürgünlerin lâhana olarak hesaplandığı

bütün harfler anlamını yitirmiş

bütün sokaklar geliş geçişe dardır

ve acılar bütün etkisini yitirmiş

gemiler bütün limanların uğraşı



III.



dünya bir sunaktır

sonunda kalemlerin bile sunulduğu

işte benim kanım ortada

akmıyor artık



IV.


sakinim bütün gece boyunca

başımı değişmeyen düşüme koyunca

lâleler kızıllaşır menekşeler morlaşır

sütçü gelmez kapıya vurmaz

gazeteci de öyle

bilirim

dünyanın sonu vardır

21 Şubat 2011 Pazartesi

en güzel yerinde evin, diye değil...



bir sevdiğimizden diğerine çıkıyor hayat, zincirleme kazalar da ellele tutuşuluyor. bir şiirin peşine düşüyorum, aynı anda bir şarkıya çarpıyor içim. bir çiçek alıyorum , tam da şuraya koyuyorum, evin en güzel yeri diye değil. üstelik bu şarkıda karanlık hurda bir eşya diyor, bense yaşanacak aydınlık bir bahar peşindeyim. sahi, hiçkimse bilmiyor ama en güzel yazı olacak ömrümüzün...


(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu


bir şey daha yoktu ama kavrıyamıyordum)

işte böyle olmak en iyisidir olmakların

bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim

(indirmiştim

yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)

tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş

üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim

çıkıp okudular durup dinledim

bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü

saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi

(ha kavgada ha aşkta

bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)

göğe baktım yerli yerinde

haydutlar dalavereciler yerli yerinde

vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle

iyi dedim içim rahatladı

düzen bozulmamış dedim sevindim

tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim

(ben herkese varım

başka türlü olmuyor inanmayın)



bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim

(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir

utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)

ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez

bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına

telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara

sürü sürü mutsuz alışkanlıklara

yalana dolana itliklere keten elbiselere

(sonra karısı öldü o çocuğun

yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi

kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı

anladık onu ölenden başkası kurtaramaz

ölen de kurtarmamıştı)



bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın

şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan

bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi

bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı

biz kurduk istersek umursamayız ya

(abluka burada başlıyordu çünkü)

ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim

sen beraber yatacağımız yatakları hazırla

sen bir onu yap yeter bak göreceksin.

t.u


4 Ocak 2011 Salı

senin bir yönün var orda durur yaşarım


"daracık boş zamanlarımda durup sokakları düşünürüm

deniz kıyılarına inen ufak tefek sokakları



gökyüzünün kalkıp dudaklarıma bir değmesi var

oysa kapılar var duvarlar var perdeler var"
 
t.u

13 Aralık 2010 Pazartesi

dünyada...




(tıklayın & dinleyin)

"kışa inat sıcak sabahlar, benimsin diyorsun ya, ağzın mı önce söylüyor, gözlerin mi, ellerin mi emin olamıyorum, emin olamıyorum kış sabahlarının soğukluğundan, rüzgarın şarkısı mı sesin mi emin olamıyorum, herşey sana karışıyor ya, emin olamıyorum aynadaki yüzümden, ben miyim sen mi"

kent sabahıdır, bilmemek olmaz,çıkardı

kendisiyle bir uğultuyu çıkarırdı sokaklara

yıkanmış o ağız kokularından,çoğalmalardan

sen bir susun, bağırmak benim işim

ağırım,isyanlara doğruyum,yataklardanım

- üstüme sinmişliğin var -

işe yaramaz şeylerin güzelleştirdiği dünyada

sen bakma ey,mutlaka seslenmeliyim



aşka hiç benzemiyen o yalnızlıktan

- üstüme sinmişliğin var -

bir eve girmek, .....

dağınık dağınık dağınık eviçlerinde...


toplandıkça dağılan eviçlerinde

direne direne gelen en diri ortaçağdan

- üstüme sinmişliğin var -

her sabah bir intihardır çıkışlarım,dünyada

- üstüme sinmişliğin var -

sürekli denizler,sürekli olmalar,sanki öyle birşey

en güzel kalan yastıkta bozulmuş saçlardan

birşeyi bırakmak,birşeyi almaya gelmek sonra

sonra yasak balkonları göz ucuyla ölçmek

çini kaseler akşamı ve bardaklar akşamı

dünya kapıyor gözlerini bir gece çağır, ben burdayım

ben burdayım

gece gece gece gece gece gece gece en sonsuz gece

ben burdayım

- üstüme sinmişliğin var -

ben uzun zamanlardayım aslında

vazolar,ufak masalar,taşlar zamanında

bir nehir çoğalır giderdi sıkıntımızdan

bir kent bu yüzden büyürdü,dünyada

bir ihtilal ölüverirdi birden bizde

o sokaklardan

- üstüme sinmişliğin var -

sanki bin yıllık sinmişliğin var

sonuna vardıkça artan o konuşmalardan

güncelerin kestiği, ekmeklerin aşındırdığı

dünyada

sen birşeydin, bakılır sevilirdin

tozların alınırdı, ürpertilirdin

konuşmak bizi çıkılmaz bir sokağa götürürdü

bir yalnızlığa böyle

kim varsa bir yalnızlığa giderdi,dünyada

bütün çiçekler,bütün kelimeler bir isyandı

ey bakın, ey bakın bakın bakın

dünyada

ne zaman

ben seni uyuttum, seni karıştırdım,seni şaşırdım

birşeyler akıp akıp giderdi, dünyada

başvurduğum bir şeydin, yalnızlığım gibi

yanında sonsuz durduğum

ağlamaktı en uzun neşesi kızların bir zaman

olsun olsun, güneş olsun güneş olsun,olsun

büyüsün o şeyler,büyüsün bu sarılan şey

birisinin birşeylerin olduğunu bilmek var,dünyada

sakın kapanma,dur,ey şuramdaki beni boşaltan delik

ey büyüyen birşey sakın durma, dünyada

- üstüme sinmişliğin var -

t.u

10 Aralık 2010 Cuma

güne not




"sana bir boyun atkısı gerek. çünkü kış geldi"


(tıklayın & dinleyin)

4 Aralık 2010 Cumartesi

çokluk senindir




(tıklayın & dileyin)

özenle soyduğum şu elma söyle şimdi kimindir

özenle ne yapıyorsam bilirsin artık senindir


suya giden bir adam mesela omzunu eğri tutsa

güneş, su ve adamın omzundaki eğrilik senindir


ayağa kalkarsın, adına uygunsun ve haklısın

kararan dünya bildiğin gibi sık sık senindir


kararan dünya yeni bir güle bir ateş parçasıdır

bir ateş parçasından arta kalan soylu karanlık senindir


bir deneyli geçmişi aldın geldin yeniyi güzel boyadın

ben bilirim sen de bil ilk aydınlık senindir


benim sevdiğim su senin suyunun öz kardeşidir

senin suyunun bıraktığı güçler artık senindir


çünkü bir silah gibi tutarsın tuttuğun her şeyi

her yeri bir uyarma diye tutan ıslık senindir


senindir ey sonsuz veren ne varsa hayat gibi

tutma soluğunu, genişle, öz ve kabuk senindir


ey en güzel görüntüsü çiçeklere dökülen bir çavlanın

aşkım, sonsuzum, bu dünyada ne var ne yok senindir


t.u

10 Kasım 2010 Çarşamba

aşk için




aşk için söylediğim her şeyi bir daha söylerim

sakin mutsuz ya da yırtıcı

herkesin ağzındaki o sonsuz acı

belki de bundandır



nasıl ayrı yaşarım inandığım şeylerden

onları elbette bir daha bir daha söylerim

usul usul ve usla birlikte akıcı

kandır



aşk isterim, aşk olsun isterim

yaşamanın sonu, ölümün başlangıcı

kıyılarda yürürüm, sindiririm kıyıları



of güçlü macun içine kat beni

kanım koyulaştırsın kırmızıyı

anadoluda bir yerden bir yere giden biri

belki bir kirazı hatırlar

bir denizi kesinlikle hatırlamaz

belki hepsini birden hatırlar da bilemez

ne zamandır



aşkolsun ne zaman

aşkolsun tiyatro geceleri

aşkolsun “bravo” sesleri

aşkolsun anadolu otobüsleri



aşkolsun bildiğim ışık

biz birden türeriz istanbulda ve heryerde

görünmez bir mutsuzluğu söyleriz

bilge kayalarla

çarpılan ebonitler

oluşturur tersliğimizi

ey canım, güzel yüzlüm

suyunda denizleri bulduğum

bilmediğim yerlerimdeki sancı

bana bir şey söyle güleyim

bir şey daha söyle

inandır



bir şey daha söyle istersen

beyaz olabilir

suya falan benzeyebilir

bir adaya benzeyebilir.

t.u



23 Ağustos 2010 Pazartesi

güne not

hazır sarmalanmışken dolunayın kollarıyla...

senindir ey sonsuz veren ne varsa hayat gibi

tutma soluğunu, genişle, öz ve kabuk senindir



ey en güzel görüntüsü çiçeklere dökülen bir çavlanın

aşkım, sonsuzum, bu dünyada ne var ne yok senindir
 
t.u

yaza girmeden yazda



yaza girmeden yazda ve ilkbaharda

suyun yattığı yatakta

kuşun çaldığı ıslıkta

elin sevgilim

elin

caddede sokakta ve hatta sonbaharda

mayısta ekimde hele ilkbaharda

pazar günü salı günü ve cuma

dağlarda kıyılarda

nerde olursa orda sevgilim

savaşta ve barışta

savaşta ve barışta

denizde ve karada

her zaman yazılır aşk şiiri

çünkü aşk yazılgandır

ve her zaman ortada

pazar perşembe cuma

ama elini tutunca

neden korkarım

bir su alır bedenimi götürür

mayısta ekimde hele sonbaharda

ey dünya kuşkusu gözleri maden sana

görkemli bir kente bakar gibi bakarım

bağışla.

t.u

20 Temmuz 2010 Salı

sibernetik



üç kere üç dokuz eder

bilirsin

birin karesi birdir

kare kökü de

bilirsin

“mutlu aşk yoktur”

bilirsin….



ama baharda ya da dışarda

sonsuz gögün altında

aşkın aşkla çarpımı

nedendir bilinmez

garip bir biçimde

hep sonsuzdur…



kare kötü de yoktur…

t.u

11 Haziran 2010 Cuma

yaza girmeden yazda


yaza girmeden yazda ve ilkbaharda

suyun yattığı yatakta

kuşun çaldığı ıslıkta

elin sevgilim

elin

caddede sokakta ve hatta sonbaharda

mayısta ekimde hele ilkbaharda

pazar günü salı ve cuma

dağlarda kıyılarda

nerde olursa orda sevgilim

savaşta ve barışta

savaşta ve barışta

denizde ve karada

her zaman yazılır aşk şiiri

çünkü aşk yazılgandır

ve her zaman ortada

pazar perşembe ve cuma

ama elini tutunca

neden korkarım

bir su alır bedenimi götürür

mayısta ekimde hele sonbaharda

ey dünya kuşkusu gözleri maden sana

görkemli bir kente bakar gibi bakarım

bağışla

t.u

11 Mayıs 2010 Salı

-göge bakma durağı -



senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

seni aldım bu sunturlu yere getirdim

sayısız penceren vardı bir bir kapattım

bana dönesin diye bir bir kapattım

şimdi otobüs gelir biner gideriz

dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin

seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

durma kendini hatırlat

durma göğe bakalım

t.u

28 Nisan 2010 Çarşamba

göğe bakalım


ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da

göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat

durma göğe bakalım

t.u

25 Ekim 2009 Pazar

bir yılın en soğuk akşamında aşk övgüsü



nasıl yadsınabilir yüreklerde gezinmesi

tozlu bir gümüş tabağın, çiçeksiz bir sardunyanın

bir kadifenin avuçları kamaştıran anısı

ıpışık caddelerden, armağanlık çiçeklerden

kanı çekilir gibidir eski dünyanın

kalabalıkta, yarışsız bir hipodrom ıssızlığında

bir suyun durmadan durmadan aktığı sanısı

geceyi, egemen geceyi hazırlayan akşamı

bir altın yüzük gibi sıyırmak taşbebeklerden

köşebaşları acımasız bir yüzdürler sunarlar kendilerini

dünyada, bir güneş yılının en soğuk akşamı.



iki kişinin birbirine baktığı akşam saatinde

uzakta bir ırmak bir tomruğu taşıyordur elbette

bir yer sızlıyor belleğimde seni bir yerden tanıyorum

işte ellerin birini öldürenin elleri

bir merdiven taşıyan birinin elleri

belki biçimli ama ağzın ilgilendirmiyor beni

sen su mu içerdin süte ekmek mi batırırdın

o büyük nehir sürerken kütükleri

seni tanıyorum elbet ama neye yarar

uzun zamandır buluşmamıştık

hem insan ne kadar taşıyabilir şuncacık yüreğinde

bunca gemiler bunca tirenler gazeteler

oradan oraya taşırken en kötü haberleri.



yemin ederim aşk değildir bu

dünyada, bir güneş yılının en soğuk akşamı

soğuğun kertesinde gözlerdeki bu buğu

yemin ederim aşk değildir, aşk değildir

daha başka bir şeydir ki, göz yumulur.



t.u


21 Nisan 2009 Salı

an.

"ey bilene bilene tükenen bıçak!..bir şeyler yap,eskimeden gökyüzünün kutlu maviliği...."