yalnızlıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2011 Pazar

ki, görmek inanmanın en geniş kapısıydı...



(tıklayınca açılır fizy'nin kapısı)

yalnızlık âsâsıdır musa`nın, nuh`un gemisidir, isa`nın çarmıhı,

muhammed in devesi.

teraziden havalanıp bakkal hüsnü'nün, omuzlarına konan sineğin kanadıdır

sinek için,

elimdir benim, ayağımdır.

tenimdeki ürpertidir ansızın,

ansızın bana bakışınızdır.

h.a.t

4 Mart 2011 Cuma

şu an, şimdi


bir kitap, bir şarkı ve kokusu yayılan kahve, perşembeden cumaya bağlanan geceye...




"ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.



o yıllarda söylenceler eşkıya türküleriyle başlardı

ninemim sesinden keklik ötüşmeleriyle çınlayan

keklik kokulu ormanlar geçmezdi hiç;

dağlar geçerdi

geçerse;

kanlı,

fermanlı

ve dumanlı dağlar geçerdi.

..



ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.



o yıllar henüz elektrik gelmemişti balkan'a

geceler şeytan kandilleri ve çıralarla aydınlatılan

birer yalnızlıktı.

güneş görme yetimizin sınırında batınca,

dağlar el ele verirdi hemen;

cinler çoğalırdı yavaş yavaş

ve cinler nedense

hep ninemin tanıklığında evlenirlerdi.

..



ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.



yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke,

kokun gelirdi bir bahar

ve gülüşün gelirdi ve bir düş gibi,

ille de kendini kendine vurmuşluğun gelirdi de;

ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü

kim bilir kimin söylediği.

..



ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

(yalnızlık bende bensizlikti oysa;

ya da bende birçok ben.)

..



ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.



sensiz kalmamak için sendim o vakitler

seni uyuyordum sürekli,

seni içiyordum çay diye,

cennet diye seni düşlüyordum

..



ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.



tenler coğrafyası alışkanlıkla geçiliyordu o vakitler.

sevişmeler tek başına değildi henüz;

her dudakta bir toplum nefes alıyordu,

her bakış pencereler kadardı

ve her dokunuş dokunuşlardan kopmuş

küçük bir bağıştı;

adı vardı sevişmenin,

mühürlenmiş rengi sonra,

tanrısı,

hep vardı.

..



ben sizsizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.



laleleştirilmiş bir lale açmıştı o gün yastığımızda,

gözleri çırılçıplak bir arzu'ydu güler'ken;

ve biz bedeni küçülmesin diye

adını almıyorduk ağzımıza.

öpe öpe büyütmüştük çünkü onu;

öpe öpe geçmiş

ve gelecekten.

çünkü her zamanki gibi,

şimdi,

şimdide değildi.

..

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde,



alevin cürmüydü kum düşü;

bir elma hangi nakışa yakışırsa

ordaydı yaprağın ölümü

ve her pusula kendini gösteriyordu önce,

her bıçak kendine batıyordu

ve gerçekler öyle yalandı ki o yıllarda,

böcekler bile herşeye inanıyordu;

otlar ve taşlar bile,

her şeye.

..
ben neyi yalnızlık sanmıştım bir keresinde?



sulardan bana akanı bilmiyordum o vakitler,

elmalardan, vitrinlerden, bebeklerden

bana akanı bilmiyordum.

pencere camı çatlasa

içimde bir cam fabrikası yıkılırmış bilmiyordum.

güzelliklerim güzelliklerinizdendi

güzelliklerimi bilmiyordum.

çirkinlikler varmış insanı büyüleyen,

bilmiyordum.

..



ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde? "


h.a.t



17 Aralık 2009 Perşembe

yalnızlıklar

‘insana en yakın yalnızlıktır insan’




ben sensizliği yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
(yalnızlık bende bensizlikti oysa;
ya da bende birçok ben.)

neresinden bakılırsa bakılsın,
her cümlede bir çift göz vardır
ve her noktada bir insan.
o insan ki, bakar bize ve ötemize;
ve o insan ki, giyindiği zamanın gerisinden sorar
hep
kaygılanır, duraksar ve sessizdir;
ve geldim demenin bir sessizliği varsa, öpüşelim
demenin, sen hala gitmiyor musun demenin ya da
ölmek istemenin bir sessizliği varsa,
kelimeleri de vardır sessizliğin
duruşun kelimeleri vardır;
bakışın, uzanışın,
gülüşün...

ama, yalnızlığın kelimeleri yoktur.
o, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.

yalnızlık postacıların taşıdığı yüktür çoğu kez,
birikir kalem uçlarında, kağıtlarda, zarflarda.
bakışlarda birikir, susuşlarda, bekleyişlerde, kapılaarda
ve birikim yüktür her zaman,
yalnızlık bir yükün ağırlığıdır.
yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından
o nesnenin kucağına gezdirirken,
yürür yada koşarken,
coşarken ya da
deli dolu yaşarken
ansızın ölümü istemektir yalnızlık;
kendimizin kendimize sağırlığıdır.

masa çırılçıplaksa bir sandalyeyi gösterir bize
siyah beyazı, beyaz siyahı gösterir.
uzatmıştır parmağını bir çocuk, uzakları;
uzaklarsa çocuğu gösterir.
ottur taş dibinde salınır boyunca, rüzgarı;
rüzgardır çullanır üstüne
otu gösterir.
adımlarımızın ürkekliğidir,
basacağınız yeri;
kuştur gökyüzünü,
gökyüzüdür kuşu gösterir.
ne
neyi
neyle örterse örtsün,
her şeyin bir göstereni vardır.

yalnızlığı gösterense, her şeydir.
yalnızlık alıp karşına kendini
öteki kendinlerle konuşmaktır
bakışmaktır öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da, öldürmektir
içlerinde en çok sana benzeyeni,
benzemiyor diye.

yalnızlık, öldürmektir.

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
sensiz kalmamak için sendim o vakitler;

yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke,
kokun gelirdi bir bahar
ve gülüşün gelirdi bir düş gibi,
ille de kendi kendine vurmuşluğun gelirdi de;
ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü
kim bilir kimin söylediği.
ıssız teknelerle kıyılarıma koşardım hemen,
bakardım (bakmak uzanmaktır);
atlaslar yırtılırdı düşümün bir ucunda,
bir ucunda ben;
ve suların unuttuğu yunus hıçkırıkları vururdu alnıma
dudaklarımdan tuz kervanları yürürdü.
kervanlar ki, birer seraptır harami günlüğünde.

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

sensiz kalmamak için sendim o vakitler;
seni uyuyordum sürekli,
seni içiyordum çay diye,
cennet diye seni düşlüyordum
-ki, sen yeşil çıplak bir yeşildin gözümde
cennetten damıtılmış
(oysa cennet, gelecek korkusunun
en düşsel çocuğuymuş, uzaktan emzirdiğimiz);
ve çarşaflar dillenince ayak seslerinde,
çıldırıp dağlarıma çıkıyordum ben;
dağlarım sendin.

gece gece yatak yalnızlıkları vardır bu yüzden,
masa yalnızlıkları vardır sandalye sandalye,
mutfak yalnızlıkları,
düş yalnızlıkları
ve gülüş
ve iş
ve bakış
ve söyleyiş
ve susuş,
hatta park, cadde ve duruş,
sonra dökülüş,
sonra yerlere kadar bükülüş
ve gidiş geliş
ve yöneliş yalnızlıkları vardır.

ölümün yalnızlığı yoktur ama;
ölüm, bir başına yalnızlıktır



yalnızlık kendini her gün yıkıp her gün kuran
çok eski bir handır.
taşlarında yüzyılların parmak izleri vardır,
burçlarında göğü;
ve odaları birer andır.
kilidi zamandır bu hanın,
pencereleri dışarıdan çok içeriye bakar,
kapıları dışarıdan çok
içeriden azdır;
hanlar ki yorgun yolcuların çaldığı
yitik bir sazdır.

gece gündüz seninle gezer yalnızlık;
adımlarının önünde düşlediğin
adımlarındır kimi zaman.
biraz sonradır yani;
sen buradayken
mutfağa gidip sana dönen sendir.
kapıyı kilitledim mi’dir yürüdükçe,
musluğu kapattım mı’dır.
ya da kollarının salınımında
bir afişin rengini duymaktır ansızın;
bir tekerleğin ağırlığını
ayak izlerinde görmektir.

yalnızlık düşen bir bardak sesidir
dönüp baktığın,
kırılan şarap şişesidir ya da
ağzındaki cümleyi kana bulayan.

yalnızlık hadi gidelim'dir çoğu kez,
hadi n'olursun.

ister içinden bakılsın ister dışından,
bütün pencereler
birer yalnızlıktır ev denen yalnızlığın yüzünde.
çatılara üşüşen antenlere bakmayın, yalnızlıktır;
camları titreten şu müzik,
şu perdeler
ve omzunuza çarpıp geçen şu bıyık,
şu bira kasaları sonra,
şu mikrofondaki ses,
şu gülüş,
şu öpüşme
ve bütün alışverişler
yalnızlıktır.
gece, gündüz sizinle gezer, yalnızlık.


kimileri düşer yalnızlığa,
kimileri yükselir.
düşenler için ufuk yoktur artık;
bütün renkler beyazdır,
sesler birdir
ve yarın belki’dir,
dün şüphelidir,
bugün nerededir?
üstelik, sular kaskatıdır,
yönler düğümlenmiştir.
ve aynadır her şey;
tozludur anılarla,
kat kat kirdir.

düşenler için yalnızlık,
durup dinlenmeden akan susuz bir nehirdir

ben neyi yalnızlık sanmıştım bir keresinde?

sulardan bana akanı bilmiyordum o vakitler,
elmalardan, vitrinlerden, bebeklerden
bana akanı bilmiyordum.
pencere camı çatlasa
içimde bir cam fabrikası yıkılırmış bilmiyordum.
güzelliklerim güzelliklerinizdendi
güzelliklerimi bilmiyordum.
çirkinlikler varmış insanı büyüleyen,
bilmiyordum.


"gözün gördüğünü el, elin gördüğünü göz görmezmiş"
bilmiyordum.
nesneler adama tasma takıp gülermiş,
bilmiyordum.
bütün şarkılar aynı makamda okunur
ayrı makamda dinlenirmiş
ve susmak da bir şarkıymış
bilmiyordum.
yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından
o nesnenin kucağına gezdirirken,
yürür ya da koşarken, coşarken
ya da deli dolu yaşarken,

ansızın ölümü istemektir yalnızlık;
kendimizin kendimize sağırlığıdır.



Ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde?
...

birden özdemir asaf geldi aklıma, ne demişti, artık beni kimse yalnız bırakamaz...