26 Nisan 2010 Pazartesi

sabah ayartması

.

bağrı çok savruk da olsa sabah günün en çıplak vaktidir
günün en çıplak kuşları gezinir orda
ve ilkin loş bir yürek çarpıntısıyla uyur
göğsümün bedenimin çaşıtları bütün çaşıtları uyutur
sabah kuşların, kuşların uçuşlarını da.
sabah ki aklını çeler bir kuzgunun götürür
ıssız bir sorumluluğa ama gitmeyen o simsiyah tad ağzımda
ve buramda coşkun göğertisi orospuluğun bulanık,
aç ve sonuna kadar cesur buramı öpesi gelir kuşların
kuşların her yerimi öpesi gelir
uzanırım aç ve sonuna kadar
cesur sabah günün en kıskanç vaktidir.
akıtıp beyaz bir bedeni boğazıma
yakıp çağlardan artan iniltileri ağlayışlar
ve bakışlar üstüne getirilen sabahtan sonra getirilen nedir?
kamyon tadında ve dağınık olan nedir?
çaşıtlar uyudu, kuşlar çıplak...
sabah ormanın ağza bıraktığı ıssızlık gibidir
sabah günün el değmemiş bir vaktidir

i.ö

25 Nisan 2010 Pazar

ne böyle sevdalar gördüm, ne böyle ayrılıklar


ne zaman seni düşünsem
bir ceylan su içmeye iner
çayırları büyürken görürüm

her akşam seninle
yeşil bir zeytin tanesi
bir parça mavi deniz
alır beni

seni düşündükçe
gül dikiyorum ellerimin değdiği yere
atlara su veriyorum
daha bir seviyorum dağları.

i.b

misafir

sana bakarak
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hikayelerden bıkarak

sana misafir geliyorum
denizlerin sesi içinde
ve gündüz güneşlerinde
şaşırmış

sana misafir geliyorum
biraz daha uykuya yakın
biraz daha dalgın
biraz daha başka şeylerden uzak
On Mani Padme Hum

a.h.ç