21 Şubat 2011 Pazartesi

there's a fire starting in my heart,reaching a fever pitch and it's bringing me out the dark



hayatta çok geç öğrendim, yolunu kaybetmeyi bir ormanda; büyülenmiş bir aşkla, dolaştım durdum, sevdiğim şehirlerin sokaklarında



ithaka'ya doğru yola çıktığın zaman,


dile ki uzun sürsün yolculuğun,

serüven dolu, bilgi dolu olsun.

ne lestrigonlardan kork,

ne kikloplardan, ne de öfkeli poseidon'dan.

bunların hiçbiri çıkmaz karşına,

düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu

ince bir heyecan sarmışsa eğer.

ne lestrigonlara rastlarsın,
ne kikloplara, ne azgın poseidon'a,

onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,

kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.



dile ki uzun sürsün yolun.

nice yaz sabahları olsun,

eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde

önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!

durup fenike'nin çarşılarında

eşi benzeri olmayan mallar al,

sedefle mercan, abanozla kehribar,

ve her türlü başdöndürücü kokular;

bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;

nice mısır şehirlerine uğra,

ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.



Hhç aklından çıkarma ithaka'yı.

oraya varmak senin başlıca yazgın.

ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.

varsın yıllarca sürsün, daha iyi;

sonunda kocamış biri olarak demir at adana,

yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,

ithaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.

sana bu güzel yolculuğu verdi ithaka.

o olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.

ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.



onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini
 
geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,

artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini

ithakaların.

k.



*çeviri;cevat çapan

su




ah sudur.



bir gün, bir uzun gün bir aynanın önündeyim

kirpikler ve saçlar bitti

gövdem duvara sürte sürte inceltilmiş bir nesne gibi

dalgın ve uzun

uzun ve sisli

ben ki gövdemle tattım gövdemi, iyi bilirim

bir hurma, bir başdönmesi

kokusu başdönmesinin

güzel kaplar aldım bu yüzden, ne kadar güzel kap varsa aldım

bilmek için suyumu

ve hazırlıklı değildim ve bildim

ben suyun bir dakika durduğu

durunca boğulduğu bir yerdeyim.



bir kilimi yere sermek kadar güzel ne var

sonra püsküllerini düzeltmek kadar

ya sofraya dilim dilim kesilmiş bir domatesi koymaktı görkem

kamyon sürmek yükünü bilmeden

ve ikimiz bir akşamüstü sırasında

ve akşamüstünün Anadoluya giden bir otobüs gibi kalkması sırasında

dağlarda, tarlalarda, köprü altlarında

sazların, taşların yosunların arasından geçerek

bir akik gibi yansıyaraktan hem de

kırmızı bir karpuzun doğum sancısına

su akar ben akarım

ben akarım su akar

vakit yok bakışmaya



günlerden suya.


e.c


20 Şubat 2011 Pazar

uyanıyoruz yeryüzünü okşarken parmakların

 

durup dinliyorum evrenin bütün seslerini, sulara takıyorum bu günlerde, göç yollarına... durağan ve kaybolmayan aşka bakıyorum. hava soğukken kızaran yanaklarıma, içimin sıcaklığına bakıyorum. deniz fenerlerinde oturuyor martılar, balıkçılar çoktan dönmüş, ağlar tamir olmuş.  teknenin arkasında ısınan şarabın sıcaklığı, plastik bardaklarda olması değiştirmiyor hiçbirşeyi. herşey öyle güzel ki, arada sırada yağan- duran yağmur altında.ellerim buz, yanaklarım sıcak, saçlarım ıslak.  içimizi hava ısıtmıyor biliyorum, içimiz aşk, içimizi evren, içimizi bu dünya ısıtıyor. içimizde hayat, koşuyor gümbür gümbür.


uyanıyor yeniden gül farkında mısın?

uyanıyoruz yeryüzünü okşarken parmakların

sen bir ağaç olmanın önsezisiyle yeniden

ve ben gövdene yeniden rüzgar olmanın