1 Kasım 2011 Salı

...



çılgın!.. bir dağdan gelen ses!..

kimliği karışık. bir ölünün içindeyiz.

ellerim tükenirse ne güzel!..

kıyı adamlarına içki götürüyorum.



"bir köpeğe bir ağıt

bir kadına bir ağıt

bir kıyıya bir ağıt

bir doğu kentine bir ağıt

bir batı kentine bir ağıt

bir kantine bir ağıt."



coşkun süreç bütün bağışlamazlığını almış gidiyor.

su hazır.

herkes kendi azlığını almış gidiyor.

o trenler, uzun şeylerin aldandığı,

bir boşluğu betimleyen ey en güzel resim.

akşamımız kıyı alışverişlerinin en gözde malı.

bir çöl bitkisinin gövdesinde rahat buluyorum sırtımı

ölüme temiz değilim.



"bir gün bir şeyler aranırsa

bu benim korktuğumdur."



ah sonsuz düzen

nasıl da varsın...



"toprak kara ıslaktı. yakardık.

açılan çukuru gördük. derindi.

tabutu tuttuk. tahtaları koydular.

tabutu indirdik. ağladık.

toprağı ellerimizle attık. ağladık.

ölüyü gömdük."
 
t.u

18 Ekim 2011 Salı

tysta gatan*

amaçsız bir geziydi çıktığım. güneş altında yürümek istiyordum. evdeki yazı masasını terketmedikce gün daha zor geçiyor. öğleden önce yapılan bu yürüyüşler günün daha kedersiz geçmesine yardım ediyor. çok derin olmasa da bir kedere dalıp gitmek hiç de iyi değil. oysa 'hiçbir keder yok işte' diye düşünürüm. ama büsbütün amaçsız değil bu gezintiler. açıkça anlaşılıyor ki günün kederinden uzaklaşmak amacını taşıyor. güneş de bu amacı kolaşlaştırıyor; kederden uzaklaşmaya yardım ediyor. böylece derin sorunlara, ikilemlere düşmeksizin yaşıyorum.


"sessiz sokak*" gibi bir yere rastlayınca öz-varlığımı bulduğumu hissediyorum diye not etmeyeceğim buraya. çok kullanılmış bir deyimdir bu öz-varlığını ya da "kendini bulmak." birşey bulmuş değilim. amacım o değil. insan eğreti dokunuşlarla yaşadığı kendine büsbütün yabancı bir ülkede kendi varlığını nasıl bulabilir? o güne kadar görmediği bir sokağa rastlamaktan mutluluk duysa da. düşlerimde kendi evimi arıyorum. kendi evime varmak amacım. o ev artık yokluğa kanşmış olsa da.

13 Ekim 2011 Perşembe

sana, bana, herkese n'oldu acaba*




üşümüşüm…

düşlerimin üzeri açıktı, bendim,

arzularımsa çıplak, onlardım.

ufacıktı dileğim mavi suya;

örtük bakışının dolaysız ısısı,

…o kadarcıktı!



üşümüşüm…

ölülerimi taşıyordum, öyle sağır.

kaç kez dokundum soğuk dudaklara.

bilemedim nasıl dönmez o göz

ayrıldığı kaynağına,

direnir o kadar!



üşümüşüm…

bu yaklaşan kışla değil,

deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil,

ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta.

kaçışının gizini gönlünde tuttuğun

bilisiz aşkı

(nı) ver bana!



üşümeyeyim…

zelda



*lale müldür