3 Aralık 2009 Perşembe

şubat..

♥

ben bu içimin yankısıyla, ben bu içimin koruyla
bu narı daha fazla taşıyamam.
düşecek ellerimden, dağılıp dökülecek odaları,
dayanamam.

benden sana mevsimlerden anne, uykularımdan tüller,
ömrümden ağrılar sızmıştır.
bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,
kaldıramam.

adı Şubat olan bu şiirde kalbim
uzun bir nehir gibi ağrıyor. İnat yumağım çözüldü.
sol omzundan siyah atımı, sana düştüğüm o eski şubattan
çukurumu alıyorum.

benden kalan boşluğa kırmızı bir araf düşüncesini koy.
nasıl hatırlanırsa bir yaprakta bir orman
bu kez o olsun beni sana hatırlatan.

bir gün olur senin de düşerse elinden nar
aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar
ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar
çağır o zaman, anlatırım sana,
bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar.

sanma ki inadımda sarı bir safra
dilimde uçuşan rüzgârlı bir sayfa
sözlerimde silinmiş şifre vardır.
sökmedin beni çölden, yolum araftır

b.k

veda


ne ay ışığı yürüyeceğim,

ne sessizlik aşk boyunca.


içimde çırpınan dalganın var ettiği kıyıda

gömdüm onu

aşkla.


b.m

2 Aralık 2009 Çarşamba

yürek: kutup tan vakti


su ılık burada.
yine göç kendiliğindendi,
yine gözlerim açık.
bu gizli alanda ne görürüm, böylesine
mavi ve saf, tek başına?
ah! Bir oluk geceden acuna yönelmiş,
bir ağaç, yeşil çığlığını aya vuran
yapraklarıyla.
ben, buhar resitalini ya da buzulun
çağrısını düşlerim.
göz gözü görmesin, irisler donsun ya da!
ses boğulsun,
boyum bu boy kalsın!
yüreğim bu çifte olurlukta,
ılığın en karşıtı, deli düşmanı,
kutup tanının kendisi olmaya ant içerek,
dilerse kardan, buzdan bir igloo olsun,
dilerse eritsin bu vücudu kendi iç şafağında,
yunsun gök taşında!

su, şimdi aydınlık ve hafiftir,
yüzeyi çok karanlıkla solmuş olsa da.


n.m