birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2011 Çarşamba

...



her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken

buldum buluşturdum kendime geldim

tek eksik sensin!

incecik, çilli bir dille sen de gelsen.

b.k


22 Haziran 2011 Çarşamba

ince mavi hat, kuğunun kapalı kanatlarında...


sarabande

(tıklayınca açılır fizy'nin kapısı)

"hepsi budur; kenardaki otlar...

yüzüm hep suya bakar benim, suya dalar çıkar.
bu göl; içinden bir ömrü geçirdiğim dünya

bu durduğum, peşimsıra büyüsün diye rüya

bu yavrular kanat açtığımız,

birbirimizin göğsüne durduğumuz filan...

bu gördüğün göl kadar. bir de işte kenardaki otlar...



kuğuysan, yeminliysen bir ömür bir aşka.

diyeceğim; gitsen başka düğüm kalsan başka.



ama vardı gidenler, onlarda gördüm;

( her gidende seyreklikti, bir şey, uçtun da orda ne gördün ! )

gitmemeyi seçtim ben, kaldım üst üste, kördüğüm.



öğrendiğim; bir kuğu yeminliyse aşka ömrü gibi

göldür bütün dünya, bitmez boynun eğriliği."


b.k



fotoğraf, canım nil tarafından çekildi, çok sevdiğimiz kuğulu park da... kuğuları sevdiğimden midir, şiirden mi, yoksa nil beni böylesi bildiğinden midir bilemem, her baktığımda sızlıyor içim.

16 Haziran 2011 Perşembe

uçurumu anladım/ inadım bitti artık/ uçurumu anlayan haklıdır/ uçurumu anlayan susar




önü denizle başlayan rüzgarlı bir kasabadaydık.

sanki yıllardır oradaydık. her şey düzelecekti.

orada doğmaya çabalayarak öldük.



meleğim nehir kanatlarını uzaklıklarda yıka şimdi.



soğuktu, ısınamıyorduk. bu kadar yakınken. aramızda

yalnızca o hava boşluklarının dolaştığı odalardaydık.

biriken bütün rüzgarlar işte orada, o deniz kasabasında

o çok köpekli, çok rüzgarlı yerde patladı. ikimizi aynı

gökyüzüne baktıran, neydi o, ışık söndü. sustum.

sustum. sustum. sustum.

bütün aşkların sonunda yaptığım gibi,

konuşmak hiçbir şeyi, hiçbir şeye ulaştırmıyordu.

biliyordum.



rüzgarlar.. pansiyon.. teras

blue cult.

akşam yürüyüşleri. akşamın batısına

meleğimin kanatlarını da oraya götürerek.

metropollerin asi özlemi sonra

ah benim kaçak sevgilim: istanbul

fincanlarda yol görünmedi bana yaz boyunca.



terin ter, gövdenin diğer gövdeyle buluştuğu yer.

kaç sevişme hatırlıyorsun o günlerden. güç. zor.

yitik hafızam: öksüz çocuğum benim

kendini unutma olur mu?



sustum. sustum. sustum. başkalarının ilgili yollarına

adım atan ayaklarına susarak baktım. yanımdayken kalktın.

gövdeni gövdemin karşısına, sana ilgili gövdelerin

yanına bıraktın. sustum. seni yabancı olduğun gövdelerin arasından çekip çıkaramıyordum.

bunu yapmayacak kadar büyümüştüm. kendini yormanı

sessizce izleyecek kadar büyümüştüm.



meğer dalından düşecek kadar büyümüşüm.



yaprağın ağaçsız kalışını

ağacın çıplaklığını

rüzgarın şiddetini ve rüzgarın

onların her ikisine de ne yaptığını gördüm.



meğer dalından düşecek kadar büyümüşüm.

b.k


 

21 Mart 2011 Pazartesi

kendi duvarımın arkasındaydı,gördüm,sakindi ova...



yakınında değilim öfkenin

ve uzağında da değilim rastlantının

kısa ânındayım

ve sonsuzluğun da ardında

ah! öfke için geç vakitteyim

çölden çıkmak gerek bunun için,

atları denize sürmek...


oysa kimseden çıkartmadım öfkemi

saçlarımı uzatmak için kimseye

söz vermedim

kimseye yakın değilim inan

susmaktayım, uzağında değilim unutmanın

ah! öfke için geç vakitteyim

durup dururken bir yerde

karşıma çıkan rastlantıdayım

hafızasındayım eski bahçenin

sarhoş asmaların biriktirdiği

boğazımı yakan acı bir imgedeyim

güneşi anımsamada,

ve orada durmakta

ama orada kaybolmaktayım

ah!öfke için geç,

çok geç öfke için

durgun gölü bulandırmak gerek...


gölde unuttuklarımızı rahatsız etmek!

oysa gölün hafızası var

ve o anımsar içinde unutulanı

ve çürüyüp kendine dahil olanı

ah! öfke için geç

çok geç artık sahrada unutulan gökyüzü için
 
 
ben seni çoğalttım

ben seni çoğalttım

sırlarım azaldı böylece
 
b.k

siyah beyaz bir günmüş, tıpkı bugün gibi,gökyüzü alabildiğine gri...





kırık bir panjur çağırınca rüzgara...



ben çok eski bir fotoğrafta duruyorum.

yüzüm o fotoğrafta bile eski bir fotoğrafa benziyor.

karmaşık bir mitoloji, sarmaşık bir tempo

tam o anda durmuş fotoğrafa;

hâlâ duruyor.


bir büyük yangında donakalan bir an:

köprüsü yok bir köprü ayağı,

kederle yerinde duran.

suyu çekilmiş bir çukur çeşme

bir vakit sebil, ve

bir devrinde gülmüş sonra yıkık eski bir şehir
 
beş kadın bir de yeşile yakın bir sepya:

biri yanındakine ömrünü veriyor,

üçüncüde boynunu sola çeken bir keder

öylece duruyor.dördüncü ha var ha yok bir hayal.

beşinciye çok eski bir yağmur vuruyor
 
siyah beyaz bir günmüş,

fotoğrafın derininde bir gümüş nehir,

donan andan dışarı, bir tek o, yürüyor.

b.k

23 Aralık 2010 Perşembe

nehir manzarası



(tıklayın & dinleyin)

bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde

gerçeğin ne anlamı var.

biz bu zırdeli düşün içinde kavrulmuş kurumuş iki fıstık gibi

yatalım uyuyalım uyanalım kalkalım

değil mi ki, bir yere kilitlenmiş

bir küçük iyiliktir aşk,

değil mi ki, billurdan bir yalan dünya

bırak ersin o tamama

gel bak tepeden bir nehir manzarası

göstereceğim sana.

b.k



18 Kasım 2010 Perşembe

woman in red



kadının ince ve uzun parmakları vardı.
şehrin ve insanların dışına gidiyordu.

... ateş vurunca saçlarına
zaman dururdu, gözlerini saklar kuytulara,
alır başını giderdi...

sevişmeye, atlıkarıncalara, hüzünlere
giderdi.
işte bundan, bu yüzden,
çiy düşerdi ovalara, kaygan.
ateş tamamlardı kendini, tarih biterdi.
... kıyamet.

kadını dalga sesinden dokumuşlardı
ay ışıklı ve kumsallı.
kırılıyordu.

... sesi ağzından uzak bir yerdeydi.

kadının ince ve uzun dokunuşları vardı.
ay ışıklı ve kumsallı

b.k

let me fall

(tıklayın & dinleyin)

kuşlar



ağaç anlatabilir kendini yağmura,

hiç değilse fısıldayabilir - bunu biliyorum
kuş nasıl tarif edecek, konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boyunca vebal.
ve kimim ben, düşe kalka dolaşan
yorgun ruh, dolaşık gönül, som gurur?
ve kim, beni omzumdan öpüp o siyah
yolculuğa çağırır?

b.k

11 Ağustos 2010 Çarşamba

su gibi



konuşmam artık, ağır sözler söylemem

bir düş için sabahları,

göğsüme sedeften bir çiçek işlerim.



hiç bilmedim, konuştuklarımdan ne anladın,

ormanın korkunçluğunu söyledim

ovanın serinliğini sustum,

sen uzun bir uykuyu uyudun, ben düş gördüm.



durmadan bir yoldan söz ettim:

suyum ben, adımı unutmadım

dolanıp, bir gün yanına düştüğüm

bir dağdan söz ettim,

dünyanın işine karışmadım,

beni avutmaz dünya, beni tutmaz da,

dolanıp içinde kirinin

yine temiz geldim.



göğsümde sedeften bir çiçek taşırım

bir büyü bu, hayata karşı yaptırdım

konuşmam artık, kalbini kırdımsa senin

bil ki yanına düştüm.



b.k

14 Temmuz 2010 Çarşamba

aşk



"aniden. birdenbire, beklenmedik olandan...

beklemeyene: dilegelen bir dünya.

vahiy gibi, en çok ona benziyor.

baharın karnını öptüğüm rüya.



o yüzden 'ayak'landım, yukarı ağdım.

sana vardığımda ağlamam bundan...



adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler

dünyayı dolduran sözü olduran o.

ve ben ne desem şimdi, benden değiller.

hâlâ soruyor musun bana, aşk ne demek:

o en 'bir' ve 'tam' olana yürümek.



durup durup geçmesin içinden ağlamak

dur, neden ağlıyorsun ca'nım,

yetmez mi ikimize bir sağanak..."

b.k


(tıklayın)



8 Temmuz 2010 Perşembe

derin zaman


ben senin sınırlı gövden ile

beni sonsuz sarmanı diledim.

uykum seninle kışın kolları arasında

devrilerek dönerek tamamlansın,

içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.

kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,

çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili

hatırlamak için

beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda

durup yalvardım:

beni bu siyah boşluğun içine bırakma,

derin bir zaman istedim senden, ama

bana onu verme! ne kışa ne yaza uygun

kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,

yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,

yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi

içimde.



ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında,

de ki:

ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz

taşlar üstünde sustuydum.

b.k

28 Nisan 2010 Çarşamba

karınca


ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum
kor dantellerden bu yolu, ormanın altına
yeter ki oku onu.

senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,
ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm
gözyaşına inandım. öyle uzun ki dünya;
katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.
mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.

ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

kim anlayacak bu kor işaretleri?
kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.
ovada ve dağda saklı bir mavi için
düştümdü yola. benim de yaban bir çığlığım vardı,
çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.

kışa girdik kıştan çıktık
ama değişmiyor insan
karınca duası diyorlar ördüğüm yola.

b.k

17 Nisan 2010 Cumartesi

mıh

I.
kalbimden ayağınaydı yolum
gördüm, hep seni gördüm.
kara gecede, karar uykuda yürüdüm.
bomboştu herşey, elimde bir dünya tarağı
gök ağlıyordu, ben zülfünü ördüm.

kubbem yok ki benim, bir tepsinin kenarında uykum
dönersem, aşağ'sı çok yüksek
düşeceğim nasılsa gördüm.
dünya beni sarmazdı sarmalamazdı döndüm.
gök ağlıyordu, ben zülfünü ördüm.

II.
kalbimin bu günbatısı, bu buz kesiği
bendeki lal, bu bendeki mıh,
söktüm senindir, sana bağışladım
ağaran saçımı, senindir, al.

8 Şubat 2010 Pazartesi

cinayet kışı


I

bir kereye mahsus yaşanan her an
kendi hatasını bir daha düzeltilemeyecek biçimde
içinde barındırır.

bana kanatlarımı bıraktırdılar.
bana ihaneti öğrettiler.

başka haber yok.

II

ikiye bölünmüş bir bütün gibi yaşadım
bir yanım öbür yanıma düşman
sağımda kızgın kumlar gezdirdim
solum üşüyor eski bir anıdan.

III

mum alıngan. kendi ateşiyle
kendini yok eden yumuşakça.
erimek üzere varsın, kaderine inanırsın.
ölürken fark edilmez, ışığın solduğu zamansın.

hiçbir aşk titremez sonsuza değin
bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum
ve insan acıdan ölür bir gün.

IV

yüzümde taşıdığım kuyu
soğuk iklim
ağır yaprak tenimde
durup dönüp dokunduğum
yük.

yağmurun aramıza çektiği perdeyi yırtıyorum
geçiyorum göğsümdeki uykunun sarmaşığından
birazdan dünya beni unutacak, ben onu anlamıyorum.

soğuk iklim,
durup dokunduğum
dönüp seni
ben de unutacağım.

V

insan ölüyorsa acıdan ölür bir gün
kendine bir daha uğrayamadığından,
koyduğu yerde durmayışındandır hayatın
hatanın dönüşsüz oluşundandır.

hiçbir aşk titremez sonsuza değin,
bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum
ve insan kanatlarından
ayrılır bir gün.
b.k

1 Şubat 2010 Pazartesi

şubat

ben bu içimin yankısı, ben bu içimin koruyla
bu narı daha fazla taşıyamam.
düşecek ellerimden, dağılıp dökülecek odaları,
dayanamam.

benden sana mevsimlerden anne, uykularımdan tüller,
ömrümden ağrılar sızmıştır.
bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,
kaldıramam.

adı şubat olan bu şiirde kalbim
uzun bir nehir gibi ağrıyor. inat yumağım çözüldü.
sol omzundan siyah atımı, sana düştüğüm o eski şubattan
çukurumu alıyorum.
benden kalan boşluğa kırmızı bir araf düşüncesini koy.
nasıl hatırlanırsa bir yaprakta bir orman
bu kez o olsun beni sana hatırlatan.

bir gün olur senin de düşerse elinden nar
aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar
ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar
çağır o zaman, anlatırım sana,
bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar.

sanma ki inadımda sarı bir safra
dilimde uçuşan rüzgârlı bir sayfa
sözlerimde silinmiş şifre vardır.
sökmedin beni çölden, yolum araftır.

b.k

25 Ocak 2010 Pazartesi

ve ipek ve aşk ve alev

sana böyle akmaktan çok korktuğum için
oldu her şey.
şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni.

...dünya çok üzücü bir yerdi, savaş filmlerini ve
samurayları eskisi gibi sevmiyordum.. bir boşluktan
aşağı mı bırakıyordum kendimi.. teller tenimi çizip
canımı mı yakıyo...rdu.. mutsuzluğuma mı alışıyordum
seni severken.. yoksa kan kaybından mı ölüyordum..
daha fazla parçalanacak parçam yoktu...

neyse,
sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu.

ben meleğimin kanatlarını kırdım,
ordan geliyorum. siz yine ikiz bardakları
kırmayın. bir deliydim, elementlerin de ruhları
olduğuna inanıyordum,

aklıma suyun intiharı geliyordu hep,
şelale deyince,
divaneliği söylüyordum.

sana böyle akmaktan çok korktuğum içindi.

şelalenin sinirini bozdum az önce
ordan geliyorum.
b.k

16 Ocak 2010 Cumartesi

taş parçaları XVII.

omurgamı aldın benim.
omurgamı aldın.
omurgamı aldın.
omurgamı.

niye?

b.k

taş parçaları XXXX.

sözde kalır sevgilim
sözde kalır bütün sözler
aşk çünkü, aşk çünkü kendine
bir yol, bir ideoloji ister.

bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
bir tarihe başlayacaksın, orası işte
benim tarihimle başlar.

ve say, geriye doğru, tek tek
sende kalsın şimdi al bu taşlar.

b.k

taş parçaları XXXIV.

birini seviyorsan onu öldürme! demek kolay
oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat.
ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
bozulsun diye im
her ateş önce yanını yoklar sevgilim.

bundan böyle ne vakit bir yangından artakalan
isle kararmış bir şair gölgesi görsen
başıboş, duran, susan, içinden yanan:
ya da bir kızkardeş, ağlayan kekliğine,
uzak ve göğsüne klarnet sesiyle dolaşan.
b.k

taş parçaları XXXIII.

fazla insansın sen sevgilim fazla insan
bir barbarım ben oysa, bir hayvan
dilim bağışlamaktan söz eder benim
seninki adalet ve intikam.

söylemeye gerek var mı sevgilim
söylemeye gerek var mı şimdi
yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
klimanjaro' nun karları sevgilim
klimanjaro' nun karları
innnniiiiiyor aşağı.

b.k