26 Şubat 2010 Cuma

senin harflerin için


I.
mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum
sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin
kapanınca harflerinin kapısı: adın
şiirim!
heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin
adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış
harflerinin arasından öpüyorum: ağzın
cennetim!
dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli
ve haylaz suyundan öpsem küskün
bir çeşmenin harflerin susuz. dilin
cehennemim

II.
mırıldan dur bana, senin üstüne harf
getirmem daha, ağız ağıza duruyor
harflerin: sevmenin birinci hâli gibi
telaşlı duruyor da ben utanıyorum
üçü bakarken birini öpmeye senin!

III.
harflerin aralanmış
sesliler sevişiyor
sessizlere bu cümlede
sıra gelmeyecek gibi

harflerin yatışınca
belki duyarsın içinde
sessizlerin uykusuz
kaldığı o cümleyi

aşkı seslendirirken
unuttuğun mırıltı
bizi sessizliğimizden
doğru bağışlar belki

IV.
bir ses sesini öpse
harflerin uykusuz kalır

V.
dün sabah önünden geçtim
kağıt gibiydi harflerinin yüzü
araları açılmış olmalı
bütün gece sevişmekten

VI.
mırıldandığımız şeyler
kalmayınca aramızda
ağızda söz, gövdede ter,
bir aşk bunlarla biter


VII.
harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm!


h.e

24 Şubat 2010 Çarşamba

usulca geçtim yüzünü



usulca geçtim yüzünü
ardında dağlar vardı
rüzgârlar
kurt izlerinde uluyan zemheriler vardı

çık git yüzünün inkarı olmaya...

zaman can çekişiyor şimdi

göçüğü altında eski aşkların
yüzün derin bir kılıç izi aklımda
daralır kör akrebin parantezi kadar
sürgit yanılsamadır
dönüp geldiğim

kimin kıyısında dursam artık
bir rengin usul usul dağılışı gibiyim
unutma, kırmızı olur aşkbatımları
insan kendine eskir
zaman, sık yıkanan iç çamaşırlarda
zaman ki uzaklıktır ağrılı
vedasız çekip gitmesidir bir günün
bir sigaranın sessiz tükenişi dumanlı
ve gizli aşklara sığınaktır
deniz kabukları


dön gel, sonsuz uzaklık olmaya...


g.ö