20 Ocak 2011 Perşembe

like attracts like



( tıklayınca açılır youtube'nin kapısı )


telefon hala çalıyordu. ahizeyi kaldırıp, 'alo, ben kimim?' diye yanıtladım.

"alo, ben kimim" dedim. bu tuhaf sorumun karşı taraftaki kişinin üstünde yaratacağı etkiyi düşünerek gülümsedim. o andan itibaren, ahizeyi kaldırmak artık sıradan bir konuşmayı gerçekleştirmek için değil, tıpkı eski hacıların delphi'ye yaptığı gibi peygamberlere özgü ve macera dolu bir keşif yolculuğunu başlatacak, tapınağın tabanındaki yarıklardan yavaşça yükselen buhar kadar gizemli ve pythia ile görüşmek gibi baştan çıkarıcı bir macera olacaktı.

diğerleri sensin diye bağıran birine ne söylenebilirdi....
"alo, ben kimim" dedim. ben kimim, hattın diğer ucunda daima kendilerini bulacaklarını anlayan kişiler, böyle sorarlar!

" sen yaralısın, öyle dolusun ki, neredeyse taşma noktasındasın. ilerlemene izin ver , hafifliğin etkili olmasına ve algının diğer bölgelerine ilerlemesine izin ver."

"uyanık ve tetikte olan bir kişi, kararlılık ve sahte güvenlik kabuğu altında, hep aynı yaranın, hep aynı kederin gizlendiğini bilir ve ayrıca yara iyleşinceye ve izi kapanıncaya kadar müdahele etmekten  ve tedevi etmekten başka hiçbir yol olmadığını da bilir. kaçıp uzaklaşmaya çalışsa, bir münzevi gibi mağaraya çekilse, ya da bir keşiş gibi bir manastıra kapansa ve hertürlü telefondan ya da dünyayla olan bağlantılarından  uzaklşasa bile o yara, koruduğunu sandığı kabuk, onun hazırlıksız olduğunu yüzüne vurmak için, acı verir biçimde geri gelecektir. fakat sen, tüm sıradan insanlar gibi, artık o acıyı hissetmiyorsun, ya da hiçbirşey yokmuş gibi davranıyorsun."

sahi unuttuğum söz nedir?, inanmak görmek midir?
telefon hala çalıyordu. ahizeyi kaldırıp, 'alo, ben kimim?' diye yanıtladım.

18 Ocak 2011 Salı

love... thy will be done


...
 
benim ruhum nehirler kadar derin!

kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!



arı bir sessizlik duruyor

şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta

gövdenin demir çekirdeği

kalkan teninin altında

sana okunaksız bana saydam giz

içindeki uğultunun izini sürüyorum

bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini

harabeler diriliyor

heykeller tamamlanıyor

kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde

başka çağlara gidip geliyoruz

aşk tanrısı için

seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde

aşkın kaplan ve yılan düğümüyle



öpüyorum seni boynundaki yaradan

iniyorum kaynağına

aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor

dokunuşlarımın parıltısında

düğümlü mendilin, gümüş zincirin

sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler

çözülüyor avuçlarımda



tılsım tamamlanıyor

ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte

indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor

zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim

tılsım tamamlanıyor

dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle

sevgilim, oluyorsun

uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında

bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına

...
m.m

16 Ocak 2011 Pazar

i'm calling you



bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede


bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatimiz yalnayak

yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatimizin

bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil

bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak