20 Temmuz 2011 Çarşamba

...




(tıklayınca açılır youtube'nin kapısı)

gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar

bulursam göçmen bir kuş posteri asarım, bulamazsam

atlarım özenle hazırladığım uçurumdan



uçurumda çiçek açmaz, bunu kutsal metinlerde

peter pan’da, kaptan swing’te

gündelik ölümler için çalan müzikte buldum

yoruldum. gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar

bulursam çarparım. yalnızca derin aşklar için

çalan bir müziğin ritmi var sesinde

düzensiz intiharlar var, aynanın arkası var

kesilen ve kesildikçe güzelleşen damarlar var, acı var



koyu var, sis var, mutfak lavabosunda

her parmağını eşit boyda kesen biri var

onun titizliği var, onun kanı var

aynalara yansımayan yüzün var senin



düzensiz intiharlar çiziyorum kağıda

nasıl çizilir deme, bari sen deme bunu

bulduğun ilk ipi dola boynuna, bulduğun ilk yarasayı

koynuna al, beni hatırla, beni acıt ya!



göğsünden havalanan göçmen bir kuş kadar

bari sen kabul et, yakışıyorum aşka!


a.ö


15 Temmuz 2011 Cuma

özlem


özlem, ne yalnızca sen,

ne yalnızca ben'dir -

özlem, biz'dir.

özlem

biziz..
o.a

7 Temmuz 2011 Perşembe

aşk mavi bir anı olarak aramızda dolaşır ve durmadan mırıldanır...




öyle çıplaktın ki içinde şiirden başka hiçbirşey yoktu
...
inandım aşk da bir mavidir şiir de. uzaktaki mavi kıza sıcak mavi mektup yazmak için tuttum anılardan da öncesini arandım. çocukluk anılardan da öncedir. ve aşk şiirden önce çocukluk gerektirir. aşk olunca çocukluklar değiştirilir.insan kendi çocukluğunu bir arkadaşına ödünç vermeli değil mi? hem kimsenin çocukluğu kimsede kalmaz, aşk olsun diyedir bütün bunlar, nasılsa insan birgün çocukluğu gibi kendine kalır. kalırız, anlarız: çocukluk da bir şehirdir ve şehirler bazen birbirlerine konuk gitmelidir, aşk sebebiyle. karalar denizlere bu mavi sebebten ötürü konuk giderler. çocukluğun, şehirlerin, şiirlerin bir zaman sende ve bende, bir zaman birbirimizde konuk olması aynı sebebin sıcaklığındandır. geçeriz ve anlarız:herşey bir sebeb üzerine bulut toplar, mektup olur. turnalar bir bozkır mektubu gibi göz hizamızda uçarlar ve her yolculukta gözlerimiz dolar. en çok aşk içindeyken gurbet duygusu insanın kalbine dolar. akşamından içli, ıssızlığından ürpertili, çokluğundan azlığından dertli, varlığından yokluğundan kederli olduğumuz bir şehr-i aşk gibi dolaşırız hayatı. aşk ile kurduğumuz cümleyi de sayamayız, kırdığımız cümleyi de. kurarız, kırarız ama anlamayız. öyleyse anlam olmak için yeterince çıplak bir kelimeyi, cümlenin kalabalığından, kabalığından kurtarmak gerekir.  aşk deyip susmak, mavi deyip susmak gibidir. küçük kız çocukluğun içindedir, çocukluk şiirin içindedir, mavi kız olur, aşkın içindedir, sıcak mavi bir mektubun içindedir. bazı mektuplar şiirden ıslanır, bazı mektuplar aşkla ısınır. bu mektup hem sıcak, hem mavidir.  aşkla mühürlüdür. yazıldığı yer de şehr-i aşktır okunduğu yer de.
"dil üşümeden daha üzülmeden ten/açılıp saçılsın bize nara gidelim/ev ki nar gibi içiçe bahçe/kadın aşka bahçe, deli sarmaşık/tutunup aşka hemen nara gidelim"  hevesiyle yazılmış, mavi bir pul ile süslenmiş ve içinden üç büyülü harf... biri senin kalbine, biri benim kalbime, biri de bu mektubu okuyanın kalbine mavi kalemle yazılmıştır.

h.e

*mavi ülkenin içi sıcacık mavi insanlarına....