ahmet telli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet telli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2011 Perşembe

dünyanın yuvarlak olduğunu bilmek ve bir ayağı yolda olmak hoşuma gidiyor*




(tık&tık)

anısı biz olalım bu sokakların

öpüşmediğimiz tek saçak altı

hiç bir otobüs durağı kalmasın

biz yürüyelim kent güzelleşsin

gürültüsüz sözcükler bulalım

yeni sevinçlere benzeyen



biz gelince bir yağmur başlar

yüzün çizilir buğulanan camlara

bir uzun karartma biter

akasyalar köpürür birdenbire

ve her avluda adınla anılan

çiçekler sulanır akşamüstleri



bir arkadaş evine uğrarız yolüstü

bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi

başını sessizce omzuma koyarsın

gülüreyhan olur soluğun

biz kalırız kuşlar dönüp gelir

her balkonda bir menekşe sesi



belki yeniden güzelleştiririz

adları değiştirilen parkları

perdeleri hiç açılmayan evlerde

ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur

tanıdık sevinçlerle dolar yeniden

kendi sesini kemiren alanlar



anısı biz olalım bu sokakların

ve hiç durmadan yağmur yağsın

biz gürültüsüz sözcükler bulalım

sarmaşıklar fısıldaşsın yine

gidersek birlikte gideriz

yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen



a.t

*cesare pavese

21 Aralık 2010 Salı

... sabah bilgisi


sabah bilgisini öğrendim sonunda

seninle uyanmaktı, uyanıp gözgöze
geldiğimiz anda perdenin hafif bir
rüzgarla açılıp günışığının yüzüne
yansımasıydı: çılgın günışığının
 
a.t

26 Eylül 2010 Pazar

eski bir hüzünle




günlerdir eski bir hüzünle çıkıyorum voltaya

(kötüye işaret bu, üstelik yalnızlığa sığınıyorum)

unutup gitmişim ezberimdeki bütün şiirleri

bulutlara bakıyorum uzun uzun, yalnız bulutlara



o uzak kasaba akşamları düşerken aklıma

tecrit'teki yine bir türkü tutturuyor

ey kalbim sana denk düşüyor bütün bu acılar

acılar tek ve mutlak olan bir şeyi anlatıyor



yağmur kuşları geçiyor avludan sürü sürü

dalların hışırtısını duyuyorum, üşütüyor beni

ötede, kentin üstünde bir şimşek çakıyor birden

suretin yansıyor göğe ve her yağmur damlasına



uzak bir anı oluyor her şey, silikleşiyor

ve alnım ateşler içinde, bir tutabilsen

unutup gitmişim bütün türküleri artık

(kötüye işaret bu, üstelik yalnız sana sığınıyorum)



kısa süren hastalıklar vardır ya, işte öyle

geçip gidiyor akşama doğru hüzün bulutu

resmini asıyorum ranzamın başucuna yine

ve bir türkü tutturuyorum günün son çayında

-teslim olmayalım halilim kurşun atalım!

a.t


1 Mayıs 2010 Cumartesi

ahker

harflerle üstü örtülmüş

bir ahker olsa gerek şiir

yine de yanar birinin canı

kalbiyle açmakta çünkü kitabı

a.t

21 Nisan 2010 Çarşamba

taylar ve yolcular


çünkü biliyorum : sabrın mesafesine sızıyor susku ;

beklenen fırtına , beklenen bora ve ne gelmezse akla
deniyor bir taşın sabrını , çocuğun uslu sevincini de.
sinsi tarih , aklıevvel felsefe , şımarık geometri
canına okuyor şiirin , yalnızca aşk onarıyor onu
onarıyor ve coğrafyanın her yanı yara bere içinde
yazının ruhu mu olurmuş diyor mahkeme katibi
bu yüzden eskiyor hayat , merhamet yetim kalıyor
bir tek susku kalıyor , dillerde ölüyor birer birer
ölen her dil yalnızlığı oluyor bu dünyanın..

çünkü biliyorum : sabrın mesafesi azalıyor gitgide

kuğunun aryası kuğulara , filler fillere veda ediyor
kendi çığlığının peşine düşüyor bir aborjin
ned kelly kendine bir zırh döküyor ağır demirden
ah ned kelly : cahil ve cesur olum benim
köroğlu’ydu bizim oralarda senin adın yahut celali
çaldığın atın kefaretini ödedin ölümünle , oysa yaşlı
bir çerkes’ten duymuştum : ‘atın fiyatı yoktur’
atlılar geçiyor rüyalarımdan , atlılar geçip gidiyor
hayat canhıraş bir telaş yumağına dönerken
anlatılacak ne çok hikaye kalıyor geride

kelimelerse tutukluk yapan bir silah kadar mahcup..

taylardı mesafeleri hiçe sayan ve yolcusunu
hayal ettiği yerde bırakıp yola revan olan
reddin hayata bağışladığı müthiş gerçek
yıldız şavklarında oynaşan ırmağın delişmenliği
ve kalp atışlarını sarıp sarmalayan alev
bütün bunlar sabırsız bir tayın anlattığıdır
sabırsız bir tayın coğrafya bilgisidir de denebilir
taylar : ölümsüz ama ölümlü , hüzünlü ama cesur
taylar : göğün bulutu , yeryüzünün yalnızlığı
firar duygusunun kışkırttığı büyük öfke

kalbim şimdi bir tayın kalbidir..
a.t

17 Nisan 2010 Cumartesi

koşaradım

gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim

ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
ne bir içten dostunuz var acınızı alacak
unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;
toprağı rüzgârı denizi göğü
o her zaman bir insanla anlamlı
tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı
unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların
ve ucuz korkuların kör kuyularına
daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.


fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan
koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan
kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze
uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.
ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz
unuttunuz başkalarının acısını duymayı
küçük çıkarların büyük kurnazları
alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı
sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım
unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek
düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst
dışa vurmayı duygularınızı
unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.


gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-ki bu en büyük kötülüktür size-
yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
insanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
koşaradım
duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde..

ş.e

18 Ocak 2010 Pazartesi

karda izler


karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten

karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından

geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak

karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
bir uçurum kıyısında vursunlar beni,vursunlar
bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan

şairler vurulmalıdır,hayat yakışmıyor onlara

a.t

17 Kasım 2009 Salı

özletiyor bu yağmurlar seni


burada yağmur yağıyor
aralıksız yağıyor günlerdir
ama sen yine de şemsiyeni
almadan gel ilk otobüsle
buğulanan camlara usulca
yüzünü çiziyorum ki yüzün
bir yağmur damlası olup
düşüyor yapraklarına gülün

güller de bozamıyor bu uzun
karanlık sessizliğini kentin
anılarını yitiriyor sokaklar
bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

tarih de kekemeleşiyor bazan
ki o zaman aşktır tek bilici
aşksa yürümek gibi bir şey
duyabilmek kuşların gelişini


anısı bizsek eğer bu kentin
unuttuğu türküler bizsek
acıyı rehin bırakıp bir güle
anımsatmalıyız bunları bir bir


sonra yürümeliyiz seninle
sokaklara caddelere çıkmalıyız
belki bir aşktır bu kentin
belleğini geri getirecek olan


burada yağmur yağıyor ama sen
şemsiyeni almadan gel yine de
özletiyor bu çılgın sağanak seni
sırılsıklam özletiyor biliyor musun
a.t

19 Ekim 2009 Pazartesi

kuş ölümleri


gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın


karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma


ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte


soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi


ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik


birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak



biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin


her satırını çizip notlar düştük kıyılarına


dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi


karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara



ve düşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum


bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz


sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün


kayıp gidiyor parmaklarımın arasından


bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler



hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda


kaçırıyor korku bakışlarını eski tanıdıklar


bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum


gülüşü süt mavisi insanlar vardı/ nerede şimdi


çoğunun adını unuttum çoğunun kimliğinde kazınmış adresler


nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin


öner enfaktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden


ayşe ise acemi bir sokak yosması artık


üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yanlızlığımızı



a.t

6 Temmuz 2009 Pazartesi

savrulan külleri ömrümüzün


bir kızın kocaman gözlerinde gördüm

bulutların dağlara sessizce çöküşünü

çocuksu susuşları gördüm, kırılan sevinci

ve kalbimi puslu yamaçlardaki pusulara saldım

çobanlar çoktan inmişlerdi ovaya

bense yapayalnız bir ağaçtım doruklarda

harelenen sularda bir yanık kokusu

ve uzun boyunlu bir kızın gülümseyişi

ışık zamana bağlı zamansa onun kocaman gözleridir artık

anladım tarih de yazılmaz bir aşkın sayfalarına düşmüyorsa gün

yalnızdım, yapraklarım dökülmüştü bir bir

deryalara savrulup çöllere düşmüştü

bir duman tütüyor yine hangi kent yandı

hangi sokakta vuruldu sevgilim

bir demet menekşe bir avuç toprak

burkulan bir yürek miyim hep

sesimde bir yanma bir kekrelik

uzayıp giden bir çöl yalnızlığı

gazeteleri okumuyorum başım dönüyor

sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey

her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor

gidip de gelmemek üzere bütün yüzler

puslu yamaçlarda bir çakal gölgesi

bir dağ suskunluğu yürüyor kentlere

yenilen biz miyiz yoksa aşklar mı

bir kızın kocaman gözlerinde görüyorum

savrulan küllerini ömrümüzün

bu kenti ayrılıklar yıkacak birgün biliyorum

ölümden şikâyeti yok ölüp gidenlerin

ama bir kızın kocaman gözlerinde yangınlar çıkıyor

acılar dehşetli kinlendiriyor beni

kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus

yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim

yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında


a.t