melih cevdet anday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
melih cevdet anday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2011 Pazar

yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi...



orman sen elimi tutunca başlardı

yarılırdı bir incir gibi ortasından.

koşardık yukarı iki büklüm, soluk soluğa

alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri

keserdi hızımızı. elimi bırakma, elimi

bırakma....

sonra kayardık ta aşağılara.

ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi

kök salardı sende ve bende, arayarak

toprağın sıraya dizilmiş suyunu.

ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa

yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi

yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.

sonra gene başlardık koşmaya.

yukarı, daha yukarı, çukur sularına

göklerin. öperdim seni, titrerdin, parçalanmış

anları birleştiren sevi düş görmez: ey orman

ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın

aç güvercini! falımız yok bizim.

yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki

benek, gagalarındaki tekçil dane gibi

daha gün doğarken. falımız yok bizim.

m.c.a



24 Ocak 2011 Pazartesi

ses



uyandım ki ses içinde kalmışım


yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim

aralanan deniz kapısının sesi bu

silkelenen güneş tavuğunun sesi

diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi

ağaç biçimindeki ses borusunun,

yarınki buğdayın, devinen kemiğin,

tarihsel bileğin, direncin sesi bu

oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.

baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi

bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel

yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin

serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik

okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi

kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi

gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi

kutsal oyuncaklar gibi.

m.c.a

24 Kasım 2010 Çarşamba