cesar pavese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cesar pavese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2011 Perşembe

tek istediğim şu yaşamdan, bıraksın gözleyeyim onu..



bazı günler oluyor, yaşadığım şehir, gelip geçen insanlar, arabalar, ağaçlar, sabah tuhaf bir görünümle uyanıyor her şey, her zaman ki gibi ama tanınamaz biçimde, insanın aynaya bakıp da “bu da kim?” diye kendi kendine sorduğu anlarda olduğu gibi. benim için, yılın tek sevilecek günleri bunlar.

böyle günler biraz erken kaçıyorum işten, becerebilirsem, sokaklara inip kalabalığa karışıyorum, yoldan geçen herkesi gözlemekten alamıyorum kendimi, sanırım, bazılarının da bana baktığı gibi, bu anlarda gerçekten pervasız oluyorum, başka bir insan oluyorum çünkü.

yaşamdan daha değerli bir şey alamayacağıma inanıyorum, bu anların bana verdiği tattan daha değerli bir şey. bazen uzatma yolunu buluyorum bu anları, birkaç kez başardım bunu, camlı aydınlık bir kahveye oturarak, sokağın, geliş gidişlerin gürültüsünü, parıldayan renklerle sesleri ve içerinin bütün bu uğultuyu dengeleyen dinginliğini algılayarak.

c.s

11 Ocak 2011 Salı

çocukluğundan beri, kitapları gizli bir kardeşlik bağının işaretleri olarak görmüştü


"belki bu insanlar da kendilerini otların üzerine bırakmak ve kurbağaların sesine uymak ve bir kadının boyu kadar bir toprağa sahip olmak ve orada gerçekten uyumak ve korkmamak istiyorlardı. ve yine de büyük bir ülkeydi burası, herkese yetecek kadar şey vardı. kadınlar vardı, toprak vardı, para vardı. ama hiç kimse yeteri kadarına sahip değildi bunların, hiç kimse ne kadar şeyi olursa olsun bir an durmuyordu; ve tarlalar, bağlar ulusal parklar gibiydi, istasyonlarda görülenlere benzer çiçek tarhları, ya da kavrulmuş boş topraklar, dökme demirden dağlar. burası insanın yerleşip de başını dinleyeceği ve başkalarına 'iyi ya da kötü buradayım. bırakın, iyi ya da kötü burada huzur içinde yaşayayım' diyebileceği bir ülke değildi. beni korkutan da buydu."

c.p

6 Ocak 2011 Perşembe

la luna e il falo



"ey perdenin aralığından gözlediğim dünya

kalıyor acılı ve güzel toprağında

 izim

daha dün yakılmış


"bir şenlik ateşinin

çukuru gibi." * "



yine de sen varsın, iyi ki varsın yanımda



 "boş pencereden,



çocuk, diri ve koyu tepeye bakarak,


ve şaşırırdı,

tepeleri, üst üste yığılmış görmekten.

belirsiz ve berrak devinimsizlik!

karanlıkta hışırdayan yapraklar arasında tepeler belirirdi,

orada güne ait her şey,

kıyılar ve ağaçlar,

ve üzüm bağları apacık ölüydü!

ve yaşam başka bir yaşamdı.

rüzgardan, gökyüzünden, yapraklardan,

ve hiçlikten.''


c.p



ben bazen öyle kızıyorum ki, yakıp yıkmak istiyorum, taş taş üstünde kalmasın istiyorum, amaç ne, hedef ne anlayamadığım hırslar silsilesi, dünya ne tuhaf insanları yaratıyor beraberinde ve nasılda yoğuruyor bizi kendiyle. geceleri yürüyorum karanlıklarda, korkmuyorum benim olmayan gölgelerden, karanlıktan korkuyorum, gözlerim göremezse ışığı diye. korkmuyorum rüzgarın fısıltısından da, bağır çağır anlatışından da kendini, rüzgarı dinlemeyi çok önce öğrendim.ve korkmuyorum sokak köpeklerinden, insanlardan daha ustalar çünkü yürekteki iyiliği hissetmekte.  ama korkuyorum insanların katran yüreklerinden, o yürekle nasıl sevgi dolu bakabildiklerinden o yüreklerle çıktıkları yollardan korkuyorum. sonra sen sevgilim, sonra sevdiklerim, bir bir yüzünüz düşüyor aklıma, aydınlanması gibi gecenin ateş böcekleriyle...  korkuyor karanlıklar sizden ve sapanla patlatılmış tüm sokak ışıkları yerine takılıyor, bu dünya istemesek de kötü, çirkin, hain, bilmeyenler yüzünden. bu dünya bize rağmen, aşka, dostluğa, seviye rağmen, bak işte kötü, hain ve çirkin, geceleri aldanma şehrin parlayan ışıklarına.

yalnızca yüreğine güven.

28 Ağustos 2009 Cuma

kendini öldürenler



yaşamdan daha değerli bir şey alamayacağıma inanıyorum, bu anların bana verdiği tattan daha değerli birşey. bazen uzatma yolunu buluyorum bu anları, birkaç kez başardım bunu, camlı aydınlık bir kahveye oturararak, sokağın geliş gidişlerini gürültüsünü, parıldayan renklerle sesleri ve içerinin bütün bu uğultuyu dengeleyen dinginliğini algıyarak.
çok hayal kırıklığına uğradım, çok vicdan azabı çektim birkaç yıl içinde, yine de en içten sevdiğim şeyin bu susku bu dinginlik olduğunu söyleyebilirim. fırtınalara kavgalara göre degilim ben: bazı sabahlar tir tir titreyerek insemde sokakları dolaşmaya, meydan okur gibi atsamda adımlarımı, yine söylüyorum, tek istedigim şu yaşamdan, bıraksın gözleyeyim onu.

ama bu alçak gönüllülük bile bir kusur acılığı bırakıyor bazen. farkına ilk dün varmadım insanın yaşamak için başkalarından önce kendisine karşı kurnaz olması gerektiğinin. önceden, yaptıklarını kendi bilinçlerine karşı gösterecek bir nedenler zinciri hazırlayıp kötü bir davranışta bulunmayı, bir haksızlık yapmayı ya da yalnızca bir kaprislerini yerine getirmeyi başaran insanları kıskanıyorum. büyük kusurlarım yok (bu güvensizlik yüzünden savaştan çekilip sessiz bir yanlızlık aramak kusurların en büyüğü değilse)ama bana verilen pek az şeyin tadını çıkarırken kendimi kurnazca kullanmayı, kendime sahip olmayı bile beceremiyorum. "

c.p