21 Ağustos 2009 Cuma

die neunte elegie


niçin, olabilirken,verilmiş o varlık süresini

böyle geçirmek,defne olarak,birazcık daha koyu

öteki yeşillerden ve küçük dalgalarla

her yaprak kıyısında(bir yelin gülümseyişi gibi)-:

öyleyse niçin insancıl olana zorlanmak--,niçin

kaçınarak yazgıdan ,yazgıyı özlemek ?...


...............................................hayır mutluluk var diye

değil,ivecen kazancı bir yakın yitirişin.

hayır,değil meraktan, ne de pekiştirmek için yüreği,

o, defnenin de olan...


çünkü çok şey burada oluş, çünkü burada herşey

bizi istiyor apaçık,o yitip giden,bize bir tuhaf

dokunan şey.bizi, hem de en çabuk yitenleri.bir kez

hepsi,yalnbız bir kez.bir kez, bir daha yok.ama bu,

bir kez bulunmuş olmak , birkezcik de olsa

yeryüzünde bulunmuş olmak,sanma geri alınabilir.


bizde canla başla girişiyoruz onu başamak için,

yalın ellerimize sığdırmak böyle,

bakışımıza dopdolu,dilsiz yüreğimize.

o olmak istiyoruz.-kime bağışlamalı? kendimize saklamak

en iyisi bırakmamak... ah, öbür varoluşa, yazık, öbür yana

ne götüreceğiz? ne seyrediş,burada yavaş yavaş

öğrenilen, ne de başka birşey,burada olmuş.hiçbir şey.

öyleyse acıları, en başta ağırlığı öyleyse,bu uzun

deneyimi sevginin,öyleyse hep

anlatılmaz şeyleri.ama sonra,

neye yarar, yıldızların altında:onlar daha bir anlatılmaz.

gezgin de getirmez ya dağın yamaçlarından


koyağa bir avuç toprak, o anlatılmaz şey herkesler için;

kazanılmış bir söz getirir ama, arık bir söz, sarı mavi

bir dağ çiçeği.belki buradayız biz:ev, demek için,

köprü, çeşme, kapı, testi, yemiş ağacı, pencere,-

en ötesi: kule, sütun... ama söylemek, anla,

öylesine söylemek ki, şeyler geçirmemiştir içlerinden

böyle olduklarını. o sır vermez toprağın

gizli hilesi değil mi zorlamak sevenleri

onların duyuşunda herşey, herşey kendinden geçsin diyerek?

eşik: iki even için

nedir, onlar da yaşlı eşiklerini azıcık

aşındırır, geçmişteki nicelerinden sonra

ve gelecek olanların önünde..., ağırlıksız.


burası işte anlatılır'ın çağı, burası yurdu onun.

konuş ve doğrula, herzamankinden daha çok

düşüp uzaklaşıyor yaşanacak ne varsa,

bir etkinlik çünkü onların yerine geçen şey,

imgeleri olmayan,- bağladığı kabuklar çatlıyor isteyerek,

o içeriden büyüyünce, başka türlü sınırlayınca kendini.

yüreğimiz dayanıyor çekiçler arasında,

dişlerin arasında nasıl

dayanırsa dil, o yine de

övgüsünden şaşmayan.


yeryüzünü öv meleğe, anlatılmaz'ı değil, onun yanında

bir eşsiz duyulmuş şeyle kabaramazsın; yenisin daha

onun derinden derine duyduğu bu evrende.öyleyse

göster, göster ona gösterişsiz olanı, soydan soya

biçimlenip, bizlerden biri olup yaşayanı elimizin altında,

.................................................................bakışımızda.

şeyleri söyle ona.daha bir şaşırıp kalsın, sen nasıl kaldıysan

roma' daki canbazın, nil kıyısındaki çömlekçinin önünde.

göster ona,ne denli mutlu olabilir bir şey, nasıl suçsuz ve bizim,


yakınan acı bile nasıl arık seçebilir öyle biçimli olmayı,

bir şey olarak iş görürü ya da ölür bir şeyde-, ve mutlu

kemanın ötesinde yiter.-bunları, bu göçerek yaşayanı

anla ki övebilesin; gelip geçici olanlar, kurtarıcı

bilip güvenenler bize,en geçici olanlara.

dönüştürelim isterler görünmez yüreğimizde onları

sonsuzcasına kendimize. kim olursak olalım en sonunda biz,


yeryüzü, bu değil mi istediğin: bir görünmez

uyanış içimizde?- kurduğun düş bu değil mi,

bir kez görünmez olmak?- yeryüzü! görünmez!

başkalaşım değilse ne, yüklediğin büyük ödev

yeryüzü, sevdiğim, istiyorum. inan,tüm baharların

gerekli değil beni kazanman için-,yalnız bir tanesi,

bir tanesi kanıma çok bile artık.

ben, adsız, seni seçtim kendime, çok uzaktan.

her zaman haklıydın sen, senin kutsal bulunuşundur

dostumuz ölüm.


bak, yaşıyorum işte. nerden ? ne çocukluk,

ne gelecek azalıyor... artmışcasına varlık

kanıyor yüreğimden.


r.