25 Temmuz 2010 Pazar

ilk defa sever gibi bir başka sevmeyi


nazlı’ya



bir şeyi ilk defa sever gibi

ayın tutulduğu her yerde ilk ay tutulması belki

içime bir bıçak ilk kez, kan nasıl da ılık

nasıl sorardım-

ayaklarım arzan bıçak gibi delerken küreyi



bir şeyi ilk defa sever gibi

gözçukurumda ilk kitabı görmenin mürekkep izleri

neil armstrong’un ayak izleri bilinemezlerimizi ezerken

bilincimizi ezerken bildiklerimiz

ağır yaralı bir tetiğin akla doğru sessiz bir yolu katedişi

o.a



ilk bulanın olacaktı hayat



" kaç zaman olmuştu? acınanın gerdek sesiyle doğrulup


büzüştüğüm köşeden

bir ayin hazzıyla kuşandım mor öfkemi

gezinirken siyah kalemime tutunup

kuytu bir labirent buldum: mavi göke çıkma oyunu

ve ayrıştırdım o an kendi kendimi

dokundukça devleşen arzu

nesnesi’yok söz, ölüm ve ben bileklerimizi kesip

kapı ağzında



kan akıttık; ilk bulanın olacaktı hayat

böyle yazıldı yoksullar kitabına ol mesel

:bulundu bulunacak artık

bütün renklerin seviştiği yepyeni bir hat"

o.a


"çok da uzun yaşamadım bu hayatta, zaten her ölüm de erken ölümdür demiyorlar mıydı. bazı şarkılar var, bin yıl dinlesem yerine yenilerini koyamayacağım, bazı sesler var duymaktan bıkmadığım, bazı kitaplar var, belli aralıklarla okuduğum, okuyacağım ve  bazı şiirler var okuduğumda içimde taşların yerinden oynadığı, başucumdaki konsolda duran bir defter var kitapların arasında okunsada bileninden başkasının anlamayacağı bir dille yazılan, bazı mısralar var burada değil okuduğum andan sonra içsesimden başka hiç bir yerde tekrar etmediğim. bu şiir onlardandır. tıpkı bir geceyarısı  bakarken gökyüzüne ve ay henüz batmamışken sana söylediğim gibi; burada yazmadığım milyar tane şey var ve bazı şeylerin zamanı hiç gelmez. yeryüzüyle gökyüzü arasında ölüm ve yaşamı yaşayanlar için dilsizlikten başka çözüm yoktur çoğu zaman. bilmek ne kadar büyük bir lanetse, susmak da zor, çok zor.
yine de bazen, çözüp yürek kilidini konuşmak lazım noktalama işaretlerine takılmayıp."