28 Nisan 2010 Çarşamba

göğe bakalım


ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da

göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat

durma göğe bakalım

t.u

karınca


ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum
kor dantellerden bu yolu, ormanın altına
yeter ki oku onu.

senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,
ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm
gözyaşına inandım. öyle uzun ki dünya;
katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.
mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.

ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

kim anlayacak bu kor işaretleri?
kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.
ovada ve dağda saklı bir mavi için
düştümdü yola. benim de yaban bir çığlığım vardı,
çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.

kışa girdik kıştan çıktık
ama değişmiyor insan
karınca duası diyorlar ördüğüm yola.

b.k

27 Nisan 2010 Salı

naz


bütün o yollardan tek başıma geçtim naz
yazıtı çalınmış çeşmelerin başından
gümüş yüzüklü parmaklarından anadolu'nun

bütün o yollardan tek başıma geçtim naz
koyup başımı sise yemyeşil uykular uyudum kaçkarlar'da
uçan kemençeler gördüm düşümde ve tombul memeli kızlar
sinop'ta yüzme bilmeyen yavru tekneler yapıyordu
hünerli elleriyle doğan usta
amasra denizden yatağına uzanmıştı
saçlarını dağıtmış bir prenses gibi
ordu yaylalarında ateşböcekleri yağdı bir gece üstüme
sandım ki çocuğum, bahçemize inmiş yine yıldızlar
dağılmamış çaydanlığın buharı
üzmemiş annemi babam
göynük'te bir sokağa vermişler adımı, soyadımı unutmuşlar
kimse tanımadı orda yürürken bu yüzden beni
olsun, dedim içimde gezinen bahara
olsun, saat kulesi arkadaşım ya, yeter bana

bütün o yollardan tek başıma geçtim Naz
beyaz bir selçuklu atının sırtında girdim saruhan'a
dönerken semazenlerle mavi bir kelebek olup uçtum
öldürdü beni taşlarda yankılanan neyin sesi
koza han'a baharat indiren develerden
ipek yolu'nun haritasını istiyordu ipekböcekleri
oysa bilmiyordu, bilmiyordu kimse gelip gittiği yeri

bütün o yollardan tek başıma geçtim naz
beyaz bir urartu aslanı gibi karşıma çıktı kar altında van
şeker olup düştüm bir bayram sabahı
çataklı çocukların buz tutmuş avuçlarına
ağrı dağı'nı başı bulutsuz gördüm ki kışın
diz çöküp af diledim tırmandığım bütün dağlardan
doğu bayazıt'ta kardanadam yapıyordu bir kız
babasına benzemediğini bile bile
hakkari yolunda tilma'nın ellerini kesiyorlardı
hoşap kalesi'nin benzerini yapmaması için
bilmiyordu barbarlar
sonsuz kökleri vardır
yaratan ellerin

bütün o yollardan tek başıma geçtim naz
hasankeyf'ten tutsak bir kartal gibi baktım dicle'ye
harran'da samanyolunu sırt çantama doldururken
yıldızların şiir okuduklarını duydum
ve ağladım huğların arasında
uzaklarda kavalını gömen bir çoban
silahını gömen bir dağlı
sevdiğini gömen bir kadın
gaziantepli sedef kakma ustaları
alleben'in sularına bırakıyorlardı
yaptıkları küçük sandıkları
içlerinde ben
sen
nerdeysen

bütün o yollardan tek başıma geçtim naz
son cırcırböceğini dinledim fethiye'de
kayalıklardan bakarken kelebekler vadisi'ne
bağırdım avazım çıktığı kadar:

'yaşasın akdeniz! yaşasın likya!'
iztuzu'nda burnunu öptüğüm deniz kaplumbağası
'aşk bir kumdur' dedi bana,
'sıcacık bir kum, denize bakarken güneşi unuttuğun'

bütün o yollardan tek başıma geçtim naz
yanımda
bana yazdığın
ve açmaya cesaret edemediğim mektupla
dilerim ki bir rüzgâr gibi geç dünyadan
bir rüzgâr gibi
bütün aşk mektuplarını birer birer açan
 
a.a