9 Ekim 2010 Cumartesi

uçurumda açan




aşktın sen kokundan bildim seni

bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu

taşıttan indin sonra da karşıya geçtin

elinde bir tuhaf çanta saçında soku



akıl almaz işleri şu zambakgillerin

sokakta bir sövgü gibi akıp gittin

gözlerin sonsuz uzun sonsuz çekikti

baksan uçtan uca çin seddi’ni görebilirdin



yanındaki adam mutlaka kardeşindir

istanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir

aşktın sen gidişinden bildim seni

neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir



birbirimizi kucaklarken neye yarar

kucaklamıyorsak eski yeni sevgilileri

diyorum çoğunca evli kadınlar

bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar



bilir misin acaba ne demiş tilki

kişi bir anda nasıl çarpılıverir

kuliste yarasını saran bir soytarı gibi

giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri



ömer ki bir gölü balığı için değil

kamışı için vergilendirdiydi

ama değnek vurulurken zavallı uğruya

yüzüne ve neresine gelmesin derdi



selam size büyük durumlar doruk anlar

dağ görgüsü kazanır ağrı’yı bir kez görse de kişi

marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği

okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar



belki de biraz geç rastladım sana

ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza

1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi

eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa



bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu

ağır uykusu aldatılmış olanın

ve aldatanın delik-deşik uykusu

taşıttan indin sonra da karşıya geçtin



divan, nâzım hikmet, ikinci yeni

kaç gündür adını düşünüyorum

ne demiş uçurumda açan çiçek

yurdumsun ey uçurum


c.s

7 Ekim 2010 Perşembe

mırıldandığım şeylersin




senin harflerin için

.

ı.

mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum

sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin

kapanınca harflerinin kapısı: adın

şiirim!

heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin

adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış

harflerinin arasından öpüyorum: ağzın

cennetim!

dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli

ve haylaz suyundan öpsem küskün

bir çeşmenin harflerin susuz. dilin

cehennemim



ıı.

mırıldan dur bana, senin üstüne harf

getirmem daha, ağız ağıza duruyor

harflerin: sevmenin birinci hâli gibi

telaşlı duruyor da ben utanıyorum

üçü bakarken birini öpmeye senin!



ııı. 

harflerin aralanmış

sesliler sevişiyor

sessizlere bu cümlede

sıra gelmeyecek gibi



harflerin yatışınca

belki duyarsın içinde

sessizlerin uykusuz

kaldığı o cümleyi



aşkı seslendirirken

unuttuğun mırıltı

bizi sessizliğimizden

doğru bağışlar belki



ıv.

bir ses sesini öpse

harflerin uykusuz kalır



v.

dün sabah önünden geçtim

kağıt gibiydi harflerinin yüzü

araları açılmış olmalı

bütün gece sevişmekten



vı.

mırıldandığımız şeyler

kalmayınca aramızda

ağızda söz, gövdede ter,

bir aşk bunlarla biter



vıı.

harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm!



h.e

i don't know




(tıklayın & dinleyin)


.......................................rarely-beloved
a single star is
uttered, and i
think
............................ of you

e.c