14 Ocak 2011 Cuma






yağıyor incecik bir yağmur dışarda

yüzün çamurlar üstünde tüten buhur

ıslak toprak kokusu

doluyor odama

sıkılıyorum

kitapların üstüme yıkılacağından

korkuyorum şimdi

yel esiyor

söküyor duvardaki bir resmi

yerine senin yüzünü koyuyor.



yüzün şimdi karşımda

yüzün akşam karanlığında

toprağın üstüne bırakılmış

bir demet çicek gibi parlıyor..



o zaman açıyorum

bütün perdeleri

o zaman yakıyorum

bütün ışıkları

camları darmadağın ediyorum

yüzünü avuçlarıma alıyorum

alnını öpüyorum

dünyayı öper gibi...


a.e

11 Ocak 2011 Salı

geceye not





(tıklayınca açılır youtubenin kapısı)

♥

yıldızlara bak yıldızım;

ah gökyüzü olaydım da

sana binlerce gözle bakaydım

p.



çocukluğundan beri, kitapları gizli bir kardeşlik bağının işaretleri olarak görmüştü


"belki bu insanlar da kendilerini otların üzerine bırakmak ve kurbağaların sesine uymak ve bir kadının boyu kadar bir toprağa sahip olmak ve orada gerçekten uyumak ve korkmamak istiyorlardı. ve yine de büyük bir ülkeydi burası, herkese yetecek kadar şey vardı. kadınlar vardı, toprak vardı, para vardı. ama hiç kimse yeteri kadarına sahip değildi bunların, hiç kimse ne kadar şeyi olursa olsun bir an durmuyordu; ve tarlalar, bağlar ulusal parklar gibiydi, istasyonlarda görülenlere benzer çiçek tarhları, ya da kavrulmuş boş topraklar, dökme demirden dağlar. burası insanın yerleşip de başını dinleyeceği ve başkalarına 'iyi ya da kötü buradayım. bırakın, iyi ya da kötü burada huzur içinde yaşayayım' diyebileceği bir ülke değildi. beni korkutan da buydu."

c.p