4 Nisan 2009 Cumartesi

Çadır

Bu resmi görünce çocukluğum geldi aklıma,annemin memuriyeti bizi bir kentten bir kente sürüklerken,değişen odalar ,değişen insanlar vardı hayatımda,insan kendi hayatını çok küçükken bile seyredebilir mi,ben seyrediyordum işte.Gezen bir aileniz olunca ,dostlarınızda olmuyor pek,yılların alışkanlığı ,tanışıklığı oluşamıyor kimseyle.O yüzden insan zamanla kendi kendine konuşmayı da,kendinin en iyi arkadaşı olmayı da öğreniyor. Taşındığımız evlerden birinde odam evin ardiye odasına dönüşünce kendime çadır kurmuştum,odanın ortasında koca bir cadır,bir duvarında boydan boya çöl resmi,ama nasıl mutluyumdum ,geceleri küçük abajurumu yakıp
hayaller kuruyordum,bilmediğim çöllere gidip,bilmediğim denizlerde yüzüyor,hiç varolmayan tepelerde,sırlarımı rüzgara anlatıyordum.Hiç istemezdim ama büyüdüm hayatta mutluluklar
kadar ,acı da varmış öğrendim.Bir tek şey değişmedi,sırlarımı hep rüzgara anlattım.O benim sırlarımı kimseye söylemeyen en kadim dostum oldu hep.Biri rüzgarın dilini çözdüğünde ,beni
benden iyi tanıyor ve tüm sırlarımı biliyor olacak.

3 yorum:

Digital Kelebek dedi ki...

Bizde o çadırlardan kurduk..
Zordur..
:)

Journey to Orient dedi ki...

doğru kişi çözse bari rüzgarın dilini...

ve rüzgarın da bir meleği var. yagmurun, yıldızın, denizin,ırmağın olduğu gibi...

y. dedi ki...

Sevgili Digi ,çadır kurmanın neresi zor ya,eğlenceli bile sayılır ,hele içinde iki kişiyken üzerine yıkılırsa :)
Sevgili Journey,bence doğru kişi çözer çözerse,her çözdüm diyenin anlayamayacağı şeyler yok mu kalbimizde.Benim gibi doğadaki herşeyi yaşatan biri olduğunu bilmek çok hoşuma gitti,bence senin de bir meleğin var.