14 Nisan 2009 Salı

"He's got the whole world in His hands"


Gece evden kaçan çocuklar misali ara sokaklarda koşturdu beni,köşeyi dönmüş kikir kikir gülerken aniden köhne bir girişte durduk,saçlarımı düzeltti,parfüm kokusunu duydum.O kadar ciddiydi ki,bu viranede işimiz ne kestiremiyordum.Koca kapının önündeki dev, kapıyı açınca sebebini anladım.Önce ılık bir rüzgar esti yüzüme, Ella'yı duydum Round Midnight'ı söylüyordu,sonra Miles, Coltrane, Dexter.İyinin ve kötünün bahçesinde bir gece yarısı cennetin yolunu bulduk,müzik ,şarap öyle güzeldi ve kimse kendinden gürültülü değildi,doydum.
Dönerken mırıldanıyordum,
"He's got the whole world in His hands"

4 yorum:

Sade dedi ki...

bu adamlarla aynı anda aynı ortamda olabilmek... fantazi, uçuk hayal...

Cladoceran dedi ki...

öyle güzel anlatmışın ki merak ettim olası mekanı.

Digital Kelebek dedi ki...

İyi olmanı bilmek ne güzel:)

shadow dedi ki...

hatıralar ve izdüşümleri...
oyunculuğunda sinemanın en faşist kahramanlarından dirty harry' e vücut olan, ama yönetmenliğinde bunun kefaretini ödüyormuş gibi davranan clint eastwood' un kendinden başka rakibi olmayan filmi. o yüzden her koşulda birinci.
savannah' da tarifsiz bir müzik eşliğinde akıp giden zaman.
kara büyü, erkek güzelliğinin doruğundaki jude law, giyindiği kayıtsızlık ve özgüven ile oyunculuğunu bir defa daha tartışılmaz hale dönüştüren kevin spacey, serinliği ancak kıpırdayan yapraklarla hissetiğiniz durağan bir iklim (yine de akıp giden zaman) ve soundtracklerin belki de en güzeli.
ve sonra in the mood for love..
bedeni tarife ellerden başlayan ve bedende dolaşan ışığı yakalamaya çalışan kamera, karanlıkta kalan yüzler, duvara düşen gölgeler, sokak lambasının aydınlığına yağan yağmur, içimizde kalıveren yaşanmamışılık hissi ve bizi ayışığında yıkanırken ansızın yakalayan 'kral' nat ve cole.
dokunuş kalır aklınızda. sonra evlere dağılırsınız.