27 Haziran 2009 Cumartesi

periler ölürken özür diler

ayak izlerimizde ölüp erimiş peri pelerinleri
periler birbirine düşman, pelerinler birbirine küs

sana bugün bir mektup yazdım:
en çok
en çok güllerden sözettim

saydam renksiz tutkun güllerden

bir gül olmak korkusundan

nedenini hatırlamıyorum ama ağladım‘canım..’ diye başlanılıp

vazgeçilmiş bir sürü kağıt parçası

ruh parçası

aşk parçası

buğu parçası

haz parçası

vazgeçilmiş bir sürü kağıt parçası


her ihtimale karşı kurşun kalemle yazılan

ayrılık mektuplarını rüzgar taşır


sen istesen gitmezsin

sen bunu bana yapmazsın


karanlığı aralık bıraksan içeri peri sızar

sıkı sıkı kapatsan karanlığı

ben sende mahsur kalırım

sevişirken yüzüne düşen gözyaşım

eski bir falcının sihirli küresi

tut onu avucunda ve bana oku geleceğimi:

serüvenler, aradenizler, araırmaklar, aşkla alevlenmiş günler mi?


aşktan bana her mevsim çığ düşüyor

kalbim aşka değil düştüğünde dar bir kuyuya düşüyor

içinde kuğuların öpüştüğü bilinen öldürülmüş bir kuyuya


yüzün yüzüme şüphesiz bir gizli geçitti

saramadığım, beni saramayan bir fırtınaydı dizginsiz yüreğin gitti!

bütün çocukluğumu çalıp da gitti.


bir film adıydı değil mi: ‘herkes seni seviyorum der’

ve bir şarkı adıydı:

‘bütün aşklar tatlı başlar’‘şimdi uzaklardasın gönül hicran…’

hayati önemi olan acılardan başka ne kattık

birbirimizin yüreğine sevgilim: ‘gittiğin bu gidiş bence ölümden beter……’


yok bir köyde ilk korku öğretmeniydim

dersimin adı: ölmek istemiyorum psikolojisi

öğrencilerimse: toprak ve ruh, eylem ve sis-o kızlar arka sokaklarda yakışıklı oğlanların çirkin kalplerine yakın

kendimle savaşır ve ağlardım


bir gazeteydim:

köşe yazarım: hüzün, magazin ekim: umut


sen istesen gitmezsin sen bana bunu yapmazsın


kalbim göremeyeceğin bir köşede açan

bir yenik çiçek

kalbin ulu orta açmış bir sahte çiçek


oysa söz vermiştik

seninle birlikte kurtaracaktık rapunzel’i

ilk biz uyandıracaktık uyuyan güzeli ilk biz

kırmızı başlıklı kız için kurtla dövüşecektik

pamuk prenses’in cam tabutu başında en çok ağlayan biz olacaktık

(bugün ağlama!)

hansel ve gratel’e biz ormanda arkadaş olacaktık

sen masallar severdin beni bir masala inandıracaktın

sabahlara kadar kızmabirader de oynayacaktık


çok uzak artık

çok uzak

çok uzak artık

çok uzak


çok geç olacak yarın. yarın çok geç olacak.

çok geç olacak yarın. yarın çok olacak geç.

yok olacak.


insan karanlıkta koklamamalı bir gülü

kör olabilir tutkusundan


bilsen öyle seviyorum ki seni

bir tavşanın ürkek kaldırıp başını dağda

yağan yağmuru seyretmesi gibi;


ah sevgilim

bu masalın sonuna kan yazdın:

ovdun ve okşadın beni

çıktı içimdeki cin;

ondan ölümümü diledin.


mayıstı.


seni o yüzden bağışladım!

ben en çok mayısta su içerim

ben en çok mayısta başımı öne eğerim

içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar

avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı mayısta öğrendim ben

ve teraslarda Leonard Cohen dinlemek en çok mayısa yakışırdı

tiril tiril bembeyaz bir giysiyle

rüzgarda ayakların çıplak

kolların saracak gibi mayısta ölüp dirilen tüm çiçekleri

öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak

durmak

durmak


sevgilim periler ölürken özür diler

sevgilim..


kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi

bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi

eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan

tamTam yaza girecekken

yazın omzuna yüzünü dayayacakken

çekip giden

ayaklarının altından o son sığınak terası da

acılarının velihatı Leonard Cohen de

çekip gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir

yani.. anlıyor musun..

mayıstı..


seni o yüzden bağışladım!


bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan

biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz

ne güzel çocukluktu

büyük çocukluktu yaptık işte

ne yapalım, iki ömür odamıza hapsediliriz,

cezamızı çekeriz, kulaklarımızdan değil yüreklerimizden çeker

öğretirler bize

yetişkinler gibi sevimsizce aşık olmayı, ama


sevgilim periler ölürken özür diler


sevgilim..

hatırla, sana bileklerimi, sana dizlerimi

sana topuklarımı sundum

hatırla senin gözlerin çokulusluydu

ve usluydu gözlerin


bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan

telaşlanır, ağlar

adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin

talanım!

artanım!

eksik kalanım!

yarım kalanım!


nasıl yedirdim ihanetini kendime

o ev hisle sen mayıstın ben mayıstım

her şey ama her şey elele mayıstı

seni o yüzden bağışladım!


uzanıp topraktan çıkardın beni

tozumu sildin, hohladın, parlattın

ovdun ve okşadın beni

çıktı içimdeki cin;

ondan-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-

affını diledin.


mayıstı.

mecburdum.

seni o yüzden bağışladım!

ah sevgilim

nihayet

oyun biter ve yırtılır kapanırken perde


cin düşmüş dolunaylarda ben peri

şan, sen gü

lyabani.


sevgilim

periler ölürken özür diler


kimi aşklar bitmesi için yaşanır

sen bunları hiç önemseme

git gülümse başkalarına

beni burkulmuş bırak

beni ısırılmış

beni emilmiş


sevgilim söylesene

seni ne ağlatır

sevgilim

söylesene

söz kalbine dokunabilmek için

daha hangi biçime bürünsün

sevgilim ağlarsan kalbin olduğuna inanacağım

söyle seni ne ağlatır


söylesene seni ben niçin bağışladım


yani bir ayrılık sonrası suçlamaları

iade edilen buz tutmuş armağanlar

iade edilen öpüşmeler, sevişmeler

çok özlediğin birinin ölümünü duymak gibi aniden

çekip giden bir sevgili

çekip giden bir düş

çekip giden bir sıfır

sana uzatılan

ilk sahte çiçeğin peşinden

koşarak giden sen

ihanet bir kent adı mıdır sandın sevgilim


senden sonraydı

gökyüzüne teslim oluyordu ayışığı

ah senin zarif parmaklarına dolanmış kuğular,

ve kalbi delik bir melek sabahlıyordu

yeryüzünde

ümit:kurugül! ümit:aksigül!


biliyorum kavgada bile söylenmez bu söz ama söyleyeceğim:

seniseviyorum


bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine

dağlar dağlarına dürüsttür

dağlar sularına alev içercesine dokunurdu

dağlar dağlarına bir kez bağlandı mı

kendi doruklarından mahşeri vurgunlar yerdi

dumanıyla

isiyle,

dermanıyla

iniyle,

inlenen ismime nakış gibi işlenen yazık fermanıyla

kapına dayanan tanrı misafiri sevdam

aşkımla belalanan dağım!

dağlara adak adamış bir toprağın yangınıyım ben de!


bakma!

kumumda tuz var

bu dağ kanayacak

aşkında ihanet var

kalbim dağlanacak

kızma korkma kaçma acıma ağlama utanma unutma

ama sakın unutma Seniseviyorum


ama senin kulağına eğilip

dağ diye fısıldayan bu dudak

ya elinden ya ayağından

ya eteğinden ya alnından

öfkelenme: öpmeyecek,

mutlaka çok isteyecek öpmeyi fakat

öpmeyecek, sen istemedikçe.

sadece bir hayalet nehir gibi fışkırıp

dört nala kan olup akacak göğsüne

öfkelenme: senin değil

ölü bir meleğin göğsüne


sevgilim ağlarsan

göz yaşların hatırlayacak

sen ne çok şeyi unutmuşsun

sevgilim


söylesene

külün de yanışının ardından ne kalır geriye

bu kez ağla sevgilim

ağla ki benzeyesin o yitik benzersizliğine


1-hala benden söz ediyor musun?

2-unutmak ne mümkün

3-biliyorum

4-orada olacak mısın?

5-korkarım ki başka şansım yok.vücudumu dolaşan tenim bunu söylüyor.

ağrıyorum. her şeyi yitirmişim meğer, bütün eski fotoğrafları attım.

6-hissettim bir yerlere fırlatıldığımı

Orada olacak mısın?


bu mektubu yırt at.

sen istemezsen gitmezsin.

sen bana bunu yapmazsın.

biliyorum.

beni hatırlatacak ne varsa yırt at.

kalbini ve tenini ve dudaklarını…


sevgilim periler ölürken özür diler

sevgilim.


(özür dilerim)


k.i

2 yorum:

soluk dedi ki...

küçük İskender bunu hep yapıyor, yıkıyor, zaten acıyan yerlerimizi daha da acıtıp kanatıyor.yine de vazgeç(e)miyoruz. periler ölürken özür diler ama "kahramanlar ölü doğar" zaten. uzun zaman olmuştu şiirlerini okumayalı. şimdi bu şiiri okuyunca kitapları karıştırmak geldi içimden.

Maryjade dedi ki...

k.i.
...
..
.