6 Ocak 2011 Perşembe

kediler


öğleden sonranın kış güneşine yenilen kedi, ne güzelsin sen böyle....



(tıklayınca açılır youtube'nin kapısı)



kedilere benzeyebilseydik keşke. öyle diyesim geliyor sık sık, bu son

yıllarda. yaşadıkları anın iyicene farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa bir

deliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç. bildikleri bir

yerde bildikleri bir iş görülürken, her gün seyrettikleri, kendilerince

katıldıkları (anlayamadığımız, bakarak da bir işe katılınabilirliğidir) o işe

sanki ilk kez bakacaklarmış gibi, uyuklamakta oldukları yerden kalkmağa

üşenmeden gidip seyrederler yapılanları... uykularının hangi katındalarsa, o

katın uykusunu yaşarlar.


bizlerse, uydurduğumuz bir zamanla övünürken, her işimizi, her sözümüzü o

zamanın akışı içinde ötede, ileride, gelecekte varılacak, bir noktaya varmak

üzere yapılıyor ya da söyleniyor görürken, yapmakta, söylemekte olduğumuz şeyi

unutuveriyoruz. bir ereğe yönelerek, bir erkek düşüne kapılarak giderken,

sonraları -biz göçtükten sonra- yaşamımız, daha da ileri vararak, yazgımız adı

verilecek bir dizi anın her birinin biricikliğini, değiştirilemezliğini,

yerine konmazlığını şuncacık olsun farketmiyoruz. (bu yaşamın bölük pörçük

birkaç anısı bir iki yakınımızın belleğinde kalabilir ya, bunların bir

süreklilik, bir anlamlılık taşımış olabileceklerini bilecek tek kişi

-kendimiz- yokluğa karışmış gitmiştir artık). "farketmiyoruz" dedim, meğer ki

gerçekten sonumuza yaklaşmış olalım. yanılmıyorsam, kimimiz (yolun oralarında)

anlayıp öğreniyor kimi şeyi: susup dinlemeği örneğin... yaptığı, gördüğü,

işittiği her şeyin ağırlığını bir yerlerinde duymağı; bir çocuk gülüşünün, bir

güneş sızıntısının, bir gözyaşının avuçtaki yuvarlıklığını, ferahlatıcı

serinliğini, sayısızlığını ya da sayıya gelmezliğini; mutluluğun, acıyı,

sevinci art arda ayırım yapmaksızın yaşamak olabileceğini... hele biraz

yaşlanılmışsa, görülen, işitilen, tadılan her şeye, geçmiş yaşantıların da

gelip desteklik, yastıklık edebileceğini...



ama kedi sever gibi sevmemeliyiz sevdiklerimizi.

b.k







4 yorum:

Puzzle dedi ki...

Yansıyan yüreğini öperim ben :)

nil dedi ki...

kedilerle ilişkim "seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" mihvalinde gelişiyor malesef, çocukluk travmaları kolay unutulmuyor işte, lütfen küçük çocukların üzerine kedi atmayınız :)

y. dedi ki...

.erol, belkide benim yansıyan yüreğim,senin yüreğindir.


nil, ah nil... ayrıldığımız tek konu bu mu yani... ben koca tekir bir kedi karnımda yazıyorum bu notu, mırıl mırıl oynarken patileri...
lütfen atmayın küçük çocukların üzerine kedi :))

Elif Gizem dedi ki...

Hiç okumadım Bile Karasu'yu daha önce. Ne kadar naif yazılar böyle, ne güzel seven bir kadın...