26 Şubat 2011 Cumartesi

geceye not






( tıklayınca açılır youtube'nin kapısı)

tarçınlı sert küba karışımına, bir çay kaşığı çekilmiş fındık ekleyince ortaya çıkan kokunun bir adı yok.  hani bugün cuma, çok da farklı değil diğer yaşanmış günlerden. kimbilir belki de “şunu anladım ki yaşamanın her türlüsüyle, yazmanın her türlüsü arasında kapatılmaz bir uçurum uzanır. yaşayabilenler yaşar, yaşayamamanın acısını çekenler de bu acıyı yazarlar." diyen faulkner haklıdır. oysa tam şu an başlayan  şarkı   bunu yalanlar gibi, "hep aynı öyküyü yeniden anlatmaktansa yaşadığımızın adı nedir diye sormaktansa kalktım sana geldim" diyor, demek ki yaşanırken de yazılıyor. yağmur aralıksız yağıyor, denizin kokusunu çok uzaklara taşımak için camlarda yağmur damlalarının şarkısı... aslında birkaç tane de jehan dinleyin istiyorum .

 umulmadık bir gün olabilir bugün

bir çeşme gibi akabilir cumartesi

çığlığındaki sessiz harfler..

derken  c.s,  ortaçgil düşüyor tınısıyla yine,  sen diyor... ömrüm aşk, hayat, kitaplar, roman kahramanları, konuşan binalar ve elleri büyüyen bir çocukla geçiyor. gölgeler uzuyor, kısalıyor ve birden geceyarıları yüreğinim yollara düşerken,  içimde ıssız dağların çam iğnelerinin fısıltısı...

7 yorum:

y. dedi ki...

p.s; bu arada bütün mor izlerde bir şarkı yatar okur için :))

dlyc. dedi ki...

seviyorum burayı.

silencio dedi ki...

Merhaba, yaşayan notları okuyuşum geceye , bir kaç tane de olsa pencereye vuran kar parçacıklarına denk geldi. Cumartesi sabahlarının, kendine has bir umudu var. Öyle gözü kapalı umut değil sözünü ettiğim. Sanki kendiliğinden çağırır gibi. Hani, "sen bir gel de sonrasını düşünmeksizin" umudu. Jehan ve Ortaçgil bu türden bir umudun iki sesi.
Bu soğuk ve kar atışan cumartesi gününde, bir sıcak orman kulübesi sığınağında huzur olsun.
Sevinçle.

matias dedi ki...

tıklamadan once iki kere dusunun, 'jehan'cok bunalım:)

y. dedi ki...

.dlyc, gel o zaman, sen hep gel, sevgiyle.

.silencio, belki de sabah okula giden çocuklar olarak cumartesiler bellğimizde kızarmış ekmek kokusu olarak kalmıştır kimbilir... kızarmış ekmek ve taze çiçekler sapları hep uzun kalan ve kesmeye kıyamadığımız. ortaçgil bizi hep gerçeklerdeki düşlere götürdüğünden, onun masalları daha çok düşçülerini bekleyen düşler gibi. geceleri sessizlikte dinlenen şarkıların keyfi bambaşka, kaçmak gibi biryerlere görünmeden gizlice.
mutlu cumartesiler olsun.

.matias, neresi bunalım, sen yağmur sonrası diyor... ama yine de tıklamadan önce iki kez düşünsünler, zehirlenmeden kanları :))

nil dedi ki...

şimdi ben bir film izler gibi gözümde canlandırdım desem bu yazdıklarını. demek okurken de yaşanabiliyor :)

y. dedi ki...

kaygan bir zeminde bugünlerde zihnim... belki de bulanık sularımı anlayabildiğin içindir nil, kimbilir :)) yaşarken yazmak mümkün, hissetmekten vakit kalmıyor öte yandan.

herzaman sevgiyle...