9 Şubat 2011 Çarşamba

istenen, yalnızlıklarda eriyip gitmememiz...


(tıklayınca açılır youtube'nin kapısı)
kendinin  tohumu insan, gül de büyütebiliyor kendinden manolya da.
sedir de olabiliyor, gürgen de





"ben ise yalnız basıma yatmaktayım yaralarımla, buzdan dikenlerin icinde".. diyor ingeborg, tercihlerdir kendimizi bulduğumuz yollarda hayat. ben kendimi büyütüyorum, mutluluk mutsuzlukla, hayat ölümle içiçe.



* drawing by anna emilia laitinen

6 yorum:

Yazgüneşi dedi ki...

İnsan kendisine karşı ne kadar içten olabilir?





Derinden sevdiğimizi sandığımız insanın, aslında bir başkası olduğunu anladığımızda

ya paramparça olur ya da parçalarımızı toplar olgunlaşırız... Artık başka yolun yolcusuyuzdur ama yalnız ama daha sahici...
Artık bizim hiçbirşeyimiz eskisi gibi olmaz. Bütün beklentilerizi, umutlarımızı, inançlarımızı yüklediğimiz hayat da tıpkı sevdiğimiz insan gibi bir başkasıdır. Bu gerçeği bir gün acı bir şekilde anlarız.



Hayat aslında başka bir yerdir...



Aslında hayatın başka bir yer olduğunu, bize en çıplak bir şekilde gösteren şeyin, kendimize söylediğimiz yalanlar olduğunu anladığımız andır. Yani bizi hayattan çok kendimiz aldatmışızdır...



Sahi bu arada kendimiz diye birşey var mıdır? Acıtıcı bir sorudur. Bu; söylemesi zordur ama yoktur gerçekten.



Saflık diye konuşanlar, saflığın altından nasıl da kirli sular aktığını bilmezden mi gelirler dersiniz? Tıpkı insanın en çok yalanı kendisinden bahsederken söylediği gibi...



Sahi insan kendisine karşı ne kadar içten olabilir?



Acaba duygusallık günümüzde bu yüzden mi zayıflık olarak görülüyor? Yoksa o zayıflık dediğimiz şey, aramaktan vazgeçtiğimiz hikayemiz olmasın sakın?



Aşkı da, imanı da, neşeyi de hep elde etmeye çalışıyoruz. Neredeyse artık her duygunun başında ‘’yapmak ‘’ fiili var. Bu yüzden mi, kendiliğinden gelmesi gereken bir türlü gelmiyor?



Acaba neden aşkın en çok peşinden koşanlar, kendilerinden en çok şikayet edenler arasından çıkıyor? Ama onlar ıstıraplarını çoktan gömdüler kalplerindeki gizli mezarlıklarına. Şimdi o mezarlarının üzerinden hayaletlerinin sahte kahkahaları yükseliyor.



Sahi neden ruhsal çöküşten en çok korkanlar, zaten o çöküntünün içinde çırpınanlar arasından çıkıyor?



Şimdi birini bekliyorlar. Ve o birinin ‘’siz artık kayboldunuz’’ demesini.



Kimbilir çoğumuz kaybolduğumuzu anlayamayacak kadar kaybolmuşuzdur.



Oysa bunun sorumlusu ne hayat ne de başkalarıdır...



Bir insan kendisini kurtaramıyorsa, kimse onu kurtaramaz...



CEZMİ ERSÖZ

hasret senfonileri dedi ki...

Özel bir durum değil bu.. ayrıca seçilmiş bir konum da değil.. yani mutlulukla mutsuzluk... ya da ölümle yaşam... herkes için varolan bir olgu.. doz farklı olabilir sadece..

nil dedi ki...

ben de hem kendimi hem de kendimden bir fideyi büyütüyorum, ölüme inat, hayatı çoğaltarak :)

p.s. muhteşem bir ses bu, çok teşekkürler tanıştırdığın için sevgili y.

novella / विश्व dedi ki...

sen ne istediğini bil yeter diyordu, dünya önüne yolları seser... sen ne istediğini bil yeter!

y. dedi ki...

ah ness, bir zaman kaybolmuştum, kendim değil zihnim kaybolmuştu kendimi aramaktan, bulamadıkça çıldırıyordum. sonra biri, çokkk yaşlı biri, bana dur dedi, dur ve nefes al, dur ve bakmayı öğren, dur ve baktığını gör. yaşadığının kıymetini koşarak öğrenemezsin dedi. bugün yaşamımdan ne topluyorsam bu öğüde borçluyum. bazen sevdiğimiz sevdiğimiz değildir ama sevmiştir yüreğimiz, durup toplarız kırılan parçalarımızı ve sevmeye devam ederiz, öfkeyle vazgeçmez bence yürek, öfke diner, kızgınlık törpülenir, geriye hayat, sevi ve olgunluk kalır ( kanımca) öperim yüreğini...

.Gülsen hocam, sizin elbetteki tecrübeniz benden daha fazla, insan hastalıklardan sonra, kayıplardan kazançlardan sonra yeniden ve yeniden değerlendiriyor yaşamı, unuttuklarını hatırlıyor, bundandır benim de konuya düşüşüşüm, sevgiyle kalın.

.canım nil, zaten o fideler bizi iki kere bağlıyor yaşama, kırılsa da bütün dallarımız, sabahları bir bakıyoruz gökyüzü masmavi, yeni tomurcuklar dallarda.
müziği beğenmene sevindim, isobel'in sesi büyülüyor bu aralar beni. öperim.

. canım evrenim, o zaman yuppiee deyip zıplayabilirim havaya, ne istediğini bilenlerden olduğumdan yüreğimin haritası elimde. kucaklarım.

Yazgüneşi dedi ki...

"bazen sevdiğimiz sevdiğimiz değildir ama sevmiştir yüreğimiz, durup toplarız kırılan parçalarımızı ve sevmeye devam ederiz, öfkeyle vazgeçmez bence yürek, öfke diner, kızgınlık törpülenir, geriye hayat, sevi ve olgunluk kalır "

İŞTE BU ÖZEL KADIN
TAM DA BU
BEN DE ÖPERİM YÜREĞİNİN EN KUYTU KÖŞECİĞİNİ...