18 Ocak 2012 Çarşamba

nous avons fait la nuit


(tık&tık)

kitaplığın önünde durup üst raflardan birine uzandım.buradaki her kitabın yerini biliyordum, kendimi kandıramazdım ama belki seçilen, seçilebilecek sayfayı bilmemeyi başarabilirdim. gözkapaklarımı usulca kapattım ve sayfaları tekrar düşmeye başlayan kar tanelerini düşünerek çevirdim.

" o susarken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, solurken. sanki bunalımı bile rahatlatıcı. o varken ya da yokken. teninin bu denli güzelliği sonsuz durgunluktan kaynaklanıyor ve bana bu sonsuz yeryüzünden, yaşamdan ve ölümden daha da sonsuz geliyor.işte bu duygu nedeniyle onunla olmalıyım, onsuz bile olsam.diğer ilişkileri nasılsa ben sahneliyorum..." diyordu.

bu kitabın yarattığı boşluğun hemen yanında duran kitabı da  parmaklarımın ucunda yükselerek aldım... gözlerimi ikinci kez kapattığımda kıvrılarak uzayan dağ yollarını, açık mavi gözyüzünde salınan bayaz bulutları, akşam vakti gidilen tren yolculuklarında şimdilerde artık olmayan o gri dumanı düşledim. gözlerimi açtığımda, buklelerim sayfayı görünmeyecak biçimde kaplamıştı, başımı kaldırdığımda bir sisin ardından beliren bir ada gibiydi cümleler, yada ben öyle düşündüm.

''ben senin hakkında hiç birşey bilmek istemiyorum, seni geçmişlerinden koparmak istiyorum.yürüdüğün, hareket etiğin, baktığın,beni izlediğin, boyun eğdiğin ve artık söyleyecek birşey bulamadığın zaman, kimliğini hiçbir belgeyle yapamayacağın açıklıkla kanıtlamış oluyorsun.kim olabileceğini düşünüp ürperiyorum.''

bugün bindiğim trende annesinin elini tutan çocuğu düşündüm, meraklı gözleriyle etrafta olan herşeyi yakalamaya çalışıyor ama bir türlü kopamıyordu annesinden. gözlerinin sınırı annesinin kolunun uzunluğuyla çizilmiş, düşleri sınırsız. ben elimdeki kitabı okumayı bırakmış, camlara çarpan ağaç dallarının çıkardığı hışırtıya, geceye, rayların üstünde ışıyarak koşan, görünüşü bahar olan güneşe ve sana takıyordum aklımı...

Hiç yorum yok: