1 Temmuz 2011 Cuma

yüzün


yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?
acının bu solgun haritasında,
kendime yeni duraklar bulduğum.
ulaştığım ıssız dağ doruklarında
yüzün müdür hep sorular sorduğum,
bakışının titrek aydınlığında?

aslında ne bulunur bir gezginin yanında
kendi yüzünden başka,
hüzünle bileyen direncini.
bir suyun ürpermiş aynasında
apansız gözgöze geldiğim.
ayakları ayaklarıma bitişik
kımıltısız bir gövdeyle rüzgârın sildiği.
bir bulup bir kaybettiğim
yani bir gezginin hep gittiği,
senin yüzün benim yüzüm değil mi




m.a

29 Haziran 2011 Çarşamba

bir kıyı kahvesinde





gün ağmıştı. adaçaylarımızı söylemiş miydik?

üç kişi bir köşede oturmuş ağ yamıyordu.

kimimiz aznif oynuyor, cıgara üstüne cıgara

yakıyordu kimimiz. sanki dünya durmuştu

öyle dalmış gitmiştik. kendi kendimizdik.

bir sürü kırlangıç dışarda camlara vuruyordu.

birden bir ses, yüzüne karışmış bıyıkları,

-deniz çekildi, dedi. hepimize tutup

denizde gezdirdiği gözlerini. büyük

bir boşluk bırakıp sonra da arkasında

kalktı.

biz işte o zaman gördük onu

ve çekilen denizi.

o zaman çıktık kendimizden.

dışarda bir dilim ekmek gibiydi gök.

i.b

25 Haziran 2011 Cumartesi

mıknatıssız bir pusulaya




...kimbilir sevgili dostum,  sen de o kuzey ülkesinin sokaklarında bulursun kendinin kayıp bir parçasını, içimizden  ölürcesine dilediğimiz, elimizde çiçek açmış sardunya olur. hayat birazda bu değil mi, unutmak ve hatırlamak. annelerimizin bizi hayata salarken olduğumuz şekli bulma çabamız. sanki üstümüzden hiç rüzgar geçmemiş, sanki hiç fırtına yememiş, hiç dalgalarla eksilmemişiz gibi değil, böylesinin imkansızlığını bilip, eksilip de tamamlanmayı başarmışız gibi.

yirmibeş haziran,
balkonda bir mum,
bekliyor rüzgarın kendisini söndürmesini...