27 Ekim 2010 Çarşamba

güne not


yağmurlu, puslu istanbul'a rağmen böyledir bazı sabahlar, perdelerin içinden sızan gün ışığı gibi

oynak

kırılgan

eğlenceli
...

*

(tıklayın & dinleyin)
*

bağrı çok savruk da olsa sabah


günün en çıplak vaktidir

günün en çıplak kuşları gezinir orda

ve ilkin loş bir yürek çarpıntısıyla

uyur göğsümün bedenimin çaşıtları

bütün çaşıtları uyutur sabah

kuşların, kuşların uçuşlarını da.



sabah ki aklını çeler bir kuzgunun

götürür ıssız bir sorumluluğa

ama gitmeyen o simsiyah tad ağzımda

ve buramda coşkun göğertisi orospuluğun

bulanık, aç ve sonuna kadar cesur

buramı öpesi gelir kuşların

kuşların heryerimi öpesi gelir

uzanırım aç ve sonuna kadar cesur

sabah günün en kıskanç vaktidir.



akıtıp beyaz bir bedeni boğazıma

yakıp çağlardan artan iniltileri

ağlayışlar ve bakışlar üstüne getirilen

sabahtan sonra getirilen nedir?

kamyon tadında ve dağınık olan nedir?

çaşıtlar uyudu, kuşlar çıplak..

sabah ormanın ağza bıraktığı ıssızlık gibidir

sabah günün el değmemiş bir vaktidir

i.ö




3 yorum:

Evren dedi ki...

istanbul'u özledim, bu aralar bunu sıklıkla duyumsuyorum.

la luna bir yer dedi ki...

Evin, şarkının ve kalbin yanında sabaha da dönmek gerekir belki.

deepblueeagle dedi ki...

kahvaltı fotosu, damdaki kemancı, şiir. bu kez günü, sabahı selamlamışsın poetik :)